Rüzgar gibi geçtiyi 10.sınıftayken tüyap kitap fuarından alıp okuduğumu hatırlıyorum ve o zamandan beri en sevdiğim kitaplardan birisidir.Sonrasında filmini de izledim ama kitabını hiçbir şeye değişmem.O betimlemelerin verdiği hazzı bir filmden alabilmek mümkün değil maalesef ki.Kitapta bir bakıma ırkçılığın ve köleliğin övülmesi insanı rahatsız eden bir unsur ama her eseri yazıldığı döneme göre değerlendirmek gerekir.Bu bakış açısıyla ele alındığında Scarlett karakterinin döneme göre "feminist sayılabilecek" nitelikler taşıdığı bile gözlemlenebilir.Özellikle de o dönemin eserlerinin genelinin aksine ne tamamen kötü ne de tamamen iyi olarak işlenmesi ve başlarda başkalarına bağlı biriyken hikaye ilerledikçe kendi hayatını idare edebilecek güce gelmesi buna örnek gösterilebilir.Çoğu kişinin aksine Scarlettin bencilliklerinin haklı yerleri olduğunu düşünmüştüm okurken.Onun yaşadıklarını kendim yaşamış olsaydım "iyilik meleği" olarak kalabilmem pek de mümkün olmazdı.Genel kanının aksine ben en çok Rhett karakterinden nefret ettim ve 800 küsür sayfalık kitabı okurken beni en zorlayan kısım bu oldu.Özellikle de tarihe ve amerikan iç savaşına ilgisi olanların okuması gereken bir kitap.