Hayat aldığımız kararlar üzerine kuruludur ama kaderi es geçerek her şeyin bizim kontrolümüzde olduğunu söyleyebilir miyiz?
Scarlett O’Hara okuduğum kitaplar içindeki en güçlü kadın karakterlerden birisiydi. Özgürlüğüne düşkünlüğü, toplum için değil kendi zevkleri ve istekleri için yaşamını sürdürmesi ve bu tavırlarından dolayı toplumdan dışlanması.
Bu kitap için aşk romanı ya da bir kişinin yaşantısını anlatan bir eser dersek haksızlık etmiş oluruz çünkü kitapta Amerikan toplum yapısı ve iç savaşı hakkında derin bilgiler bulunmaktadır. Benim üstünde durmak istediğim konu da tam olarak bu olacak.
Öncelikle güney halkının özellikleri üstünde durmak istiyorum. Güneyliler duyguları ile hareket eden ve geçimini topraktan sağlayan gururlu ve biraz da kendini beğenmiş bir halk olarak ifade edersek yanılmış olmayız. Geçimlerinin çoğunu pamuk üzerinden sağlayan ve büyük çiftliklere sahip aileler oluşturmaktadır. Bu çiftliklerde köle olarak çalışan zenciler (bu tabiri ne kadar sevmesem de kitabı daha iyi anlamak için yazmak zorundayım) üzerine kurulu bir sistem vardır. Saygınlığınız ve gücünüz sahip olduğunuz köle sayısına bağlı olarak değişmektedir burada beni şaşırtan şey ise zencilerin bu durum ile övünmeleri sahipleri ne kadar köleye sahipse onlarda zenciler arasında kendini üst statüde görmesidir. Diğer zencileri bu şekilde küçümseyerek sahiplerinin güçlerini anlatarak birbirleri arasında üstünlük kuruyorlar. Bir diğer nokta ise zencileri aileden gören insanların çoğunlukta olması dadılarının usta başlarının söz sahibi olmasıdır. Bugüne kadar aklımdaki ön yargı onları sadece döven eziyetler eden insanlar üzerine oluşmuştu ama güneyin insanlarını anlamak için onlara kulak vermemiz gerekiyor.
Kuzeyden bahsetmek gerekirse ticaret ve endüstride güneyden çok daha üstünler ve bu