-Spoiler içerir.
Kitabın yirmi dördüncü sayfasında başlayan ve satırların ikinci öyküsü olan "kurtarılamayan Şaheser" hakkındaki düşüncelerimi sizlerlen paylaşacağım.
Genç şairin,aşkını istediği bir kızcağıza şiir yazmak için çektiği uğraşı okuyoruz. Şiirlerin muhatabı kızımız, ısrarla şairin yazılarını beğenmemekte ve daha iyisini murat etmektedir. Şiirlere cevaben yazdığı başı kalpleri okşayan sonu ise hançerini batıran yazılarında, şairin ona sahip olmak için yeterli olmadığını kelimelerin acı tadıyla anlatmakta.
Aşkından vazgeçmeyen şair kıta kıta dolaşıp en sonunda kızımızın istediği şekilde ulaşılamaz olan, en özel şiirleri mürekkebiyle sevdiğinin eline değecek şanslı kağıtlara döküyor...
Şiirlerin ana konusu olan kızımızın tahmin edemeyeceği şey, onca zaman sonra şairin yazılarını, yazının kaynağından pek daha fazla sevmesi...
Hangi duygunun adını zikretmeliyim seçemiyorum, bunu size bırakıyorum. Benim gözlerimin seçebildiği en belirgin his kibir oldu bu hikayede.
İnsanın damarlarında akan kibrin, dilinin üstünde olan lokmayı dahi yutturmadığını gördüm.
Kendisine beslenilen aşkı, kibriylen yoğurup büyütüyor. Büyütüyor ama kim için büyütüyor?
"...Aşkın sesinden uzak kalan kalpleri hasretin ne hallere koyduğundan bahseden satırlarım beni seslerin en cana yakınını dinlemekten alıkoydu. Tekrar et sevgilim, benim için tekrar et..."
-O artık şiire değil, şaire aşık.