Orhan Aksoy

Orhan Aksoy
@H2O1
Öykü ve Roman yazarı
Edebiyat
Lisans
Mardin
Mardin, 27 Ocak 1978
12 okur puanı
Ocak 2019 tarihinde katıldı
Muhammed'in son peygamber oluşu, tarihin evrimi ve değişimiyle çelişmediği gibi, İslam da içtihat ruhuyla, bir asrın kalıbında donamaz, toplumun belli bir tarihi aşamasında sabitleşemez. Toplumun ve tarihin değişmesi ve aşamalar katetmesine karşın İslam ayak uyduramaz bir durumda kalamaz ve zaman akıp giderken İslam yerinde sayamaz . İslam'da içtihat ruhu sürekli hareket halindedir. Çünkü İslam, özellikleri itibarıyla dinamiktir, statikleşemez. İslam'ın içtihat ilkesi, tarih, toplum ve tabiattaki evrim ve değişmeyle paraler yürür. Tabiatın sabit ve değişken yönleri olduğu gibi İslamın da sabit ve değişken yönü vardır. İslamda değişkenliği takip içtihat ruhuyla sağlanır. Bu sebeple içtihat kapısını kapatmak büyük bir felakettir. İçtihat; değişme, tekamül, bilim ve ilericiliğin adı, İslam'ı tanımanın güçlü etkeni, insanlık tarihi süresince meydana gelen değişikliklere uygun İslami hükümleri getirmenin yol ve metodu, hayat, hareket ve çağın adamı olmanın ifadesidir.
Din
Orhan Aksoy isimli okura yanıt verildi
Orhan Aksoy
Ez Omer ben teşekkür ederim. Ve özde çok derin düşünmüşsün. Bu takdire şayan bir özellik... Senin gibi düşünen bir insanla tanıştığım için mutluyum...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Proje şudur: Dünya üzerinde yaşayan herkes homojen olmalıdır. Aynı hayatı yaşamalı, aynı düşünmelidir; fakat, uygulamada bürün milletleri aynı düşündürmem mümkün değildir. Bir millet ve bir adamın ahlak ve yaşayışını hangi unsurlar belirler? Yukarıda defalarca sıraladığımız, tarihi, dini, kültürü, geçmiş medeniyeti, eğitimi ve gelenekleri bir insanın, umumiyetle bir milletin ahlakını ve kişiliğini oluşturan yapısal unsurlardır. Bu unsurlar, bir toplumdan diğer topluma değişir. Avrupa'da bir başka, Asya ve Afrika'da bir başka şekilde ortaya çıkarlar. İşte bütün bunlarin aynı olması gerekir. İnsanları tek bir düzeye getirmek için, dünya milletlerinin farklı ahlak ve düşünceleri bulundukları yerde yok edilmeli ve belli bir modele göre yeniden şekillendirilmelidir. Hangi modele göre? Model Avrupa'dan gelir ve bütün Doğulu, Asya ve Afrikalılara nasıl düşüneceklerini, nasıl giyineceklerini, nasıl arzulayacaklarını, nasıl üzüleceklerini, evlerini nasıl kurup, sosyal ilişkilerini nasıl düzenleyeceklerini, nasıl tüketeceklerini, görüşlerini nasıl ortaya koyacaklarını ve son olarak nasıl ve neyi seveceklerini gösterir. Çok geçmeden, modernleşme adıyla bütün dünyaya yeni bir kültürün sunulduğunu fark ettik. Öyle bir halk meydana getirdiler ki kültürünü bilmez, fakat onu hemen aşağılamaya kalkar; dininden zerre kadar haberi yoktur, fakat kötüler durur. Basit bir şiiri anlayamaz, ama onu eleştirmek için dil uzatır. Tarihini anlamaz, lanetlemeye hazırdır. Öte yandan, Avrupa'dan ithal edilen her şeye karşı hayranlığını belirtecek kelimeler bulamaz. Evet, işte once dininden, kültüründen koparılmış, kökeninden koparılmış,sonra da bunların hepsini horlayan bir insan meydana geldi. Avrupalıdan daha aşağı olduğuna inanmıştı. Böyle bir inanç aklında kökleşince, bütün gayreti ve arzusu
Din
Orhan Aksoy
Bu gün sana üçüncü reddiyeyi yazıyorum. Kusura bakma. İnsanlar homojen olamaz ve aynı düşünemez. Hatta 313 eshabı bedirin hiçbiri aynı değildi ve Hz Muhammed sav onları tektiplestirmedi. Herkes kendi mizacina uygun şekilde yaşadı. Ebuzer ebuzer olarak , Abdullah ibni mesud da kendisi olarak yaşadı. Bir yerde tektiplestirme varsa orda sorun vardır. Evet hukuk bir ve hukuk karşısında eşitiz ama homojen değiliz ve olmamalıyız. Çünkü tekamül farklılıkları gerektirir. Homojen birşey statiktir ama insan dinamik bir yapıdır. Esfeli safilinden alayi illiyine kadar dereceler vardır ve insan tekamül etmek zorundadır. Batı ahlak ve medeniyetine gelince bu zengin olmak ve zevk içinde yaşamak olarak algilanabilcek bir oluşumdur. Yani burjuvazi olarak yaşama sevdası. Ki insanların doğası buna uygundur. Yani zevk ve sefahata eğilimli bir varlıktır insan. E tabii bu yol deccalin yoludur. Onun cenneti dünya cenneti. Kim bu cennete girerse ahitette cehenneme girer. Ama insanın nefsi deccale uygun olsa da fıtratı ona aykırıdır. İslam ise Hanif yani fıtrat dinidir. Bu nedenle nefsini tezekki eden cennete gider. Kad eflehe mem zekkehe ... Nefsini temizleyen kurtulur ..
Muhammed'in son peygamber oluşu, tarihin evrimi ve değişimiyle çelişmediği gibi, İslam da içtihat ruhuyla, bir asrın kalıbında donamaz, toplumun belli bir tarihi aşamasında sabitleşemez. Toplumun ve tarihin değişmesi ve aşamalar katetmesine karşın İslam ayak uyduramaz bir durumda kalamaz ve zaman akıp giderken İslam yerinde sayamaz . İslam'da içtihat ruhu sürekli hareket halindedir. Çünkü İslam, özellikleri itibarıyla dinamiktir, statikleşemez. İslam'ın içtihat ilkesi, tarih, toplum ve tabiattaki evrim ve değişmeyle paraler yürür. Tabiatın sabit ve değişken yönleri olduğu gibi İslamın da sabit ve değişken yönü vardır. İslamda değişkenliği takip içtihat ruhuyla sağlanır. Bu sebeple içtihat kapısını kapatmak büyük bir felakettir. İçtihat; değişme, tekamül, bilim ve ilericiliğin adı, İslam'ı tanımanın güçlü etkeni, insanlık tarihi süresince meydana gelen değişikliklere uygun İslami hükümleri getirmenin yol ve metodu, hayat, hareket ve çağın adamı olmanın ifadesidir.
Din
Orhan Aksoy
Bir diğer husus ise şudur. İçtihat bir hukuk meselesidir. Devleti olmayan bir hukukun müctehidi mi olur? Önce hukukun uygulanacağı düzeni kurmak lazım. Yoksa bu sadece fantezi olur.