Eğer biri, herhangi bir kimseye verilen nimetleri sorgularsa aslında bu nimetleri vereni sorguluyor demektir. İşte hasedi, kınanmış ve yasaklanmış bir ahlâk yapan da budur.
Halbuki nimetler, insana Allah tarafından ihsan edilir. Allah’ın güzel isimlerinden biri de el-Mün’im’dir (nimet bahşeden). Buna göre haset, bir kimseye Allah tarafından sunulmuş bir ihsanın kaybedilmesini istemektir. Böyle bir talep, Allah’ın bu nimeti o kişiye vermemesi gerektiğini belirtmekle, hatta daha da kötüsü, “O kişiye bu nimeti vererek hata etti zira ‘ben’ onu daha çok hak ediyorum,” demekle eş değerdir. İmam’ın dediği gibi, bazen bu istek öyle bir seviyeye gelir ki kıskanç kişi, elinde imkân olsa bir çeşit tezgâh ile bu nimeti bizzat kendisi gasbedebilir. Ne var ki bir şeyin nimet olarak görülmesi, bazen tamamen yanlış bir anlayışın sonucudur. Kişi, kendine sıkıntı ve zorluktan başka bir şey getirmeyecek bir şeyi de talep ediyor olabilir. Aksine, bir zorluğun içinde gizlenmiş nice nimetler de bulunabilir.
"Sanma ki yaptıklarından memnun olanlar, yapmadıklarıyla övülmekten hoşlananlar, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır! Onlar için elem verici bir azap vardır."
Ali İmran, 3; 188
Nefret, sevginin yokluğu anlamına gelir ve kalpten ancak muhabbetle çıkarılabilir. Resulullah efendimiz çok etkileyici bir hadisinde, "Hiç biriniz, kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe imana ermiş olmaz, " buyurmaktadır.