Ve şiddet etkisiz kaldığında, önündeki meseleyi çözüme kavuşturmayı beceremediğinde, failine geri dönerdi. Osmanlı'da hep böyle olmuştu ve özellikle de şimdi, 1820 yılında, İmparatorluk tek ciğernin çeyreğiyle nefes alırken ve hem dışarıda hem içeride binlerce cepheden saldırıya uğrarken durum buydu. Celal'in durumu da buydu. Yalnızca kırbaç işlevi gören ve bu nedenle yalnızca bir kez kullanabilecek türden bir zorbaydı, fazlası değil, vurduğu darbe etkisiz kalırsa o zaman kendisi tam da bu yüzden can verecekti.
Bu tip bir hadise yaşandığında, göğüsleri utkulu bir sevinçle kabardığında bu yalnızca belli bir seviyeye çıkar hatta bazısının gırtlağına kadar gelir ve sonra başladığı noktaya döner, bir zaman aynı şekilde yükselmiş ve sonsuza dek ifade edilmeden, duyulmadan kalmış öbür heyecanların ve öfkeli çıkışların yanındaki yerini alır, onlarla aynı mezarlığa gömülürdü.
Evet, evet ne Travnik'in ne de çarşı esnafının yüreği ya da gücü yoktu artık, kalan son nefesini de komiklikler yapıp alay etmeye, kurnaz planlarla komşularını kandırmaya, köylüleri kazıklamak için sefil bir sikkeyi iki sikke göstermeye harcıyorlardı. Bu yüzden böyle yaşıyorlardı ve bu yüzden hayatları bu kadar kötü, bu kadar berbattı.