“Gerçek bilgi iki esasa dayanmalıdır: Akıl ve Sezgi. Bilgi, deneyin akıl ile ve aklın da sezgi ile uygunluğudur. İnsan gerçeğe ulaşmada gerek parçalardan bütüne (istikra), gerekse bütünden parçalara (ta’lil) akıl yürütme yolunu da aşarak kendi içinde bulunan sezgi ışığına da yönelmelidir. Çünkü, Allah’ın zatı sırf nurdur. Nur olan Tanrısal zatı algılayabilecek olan insanın içindeki nuru uyandırmak ve parlatmak, sadece duyuların, aklın ve ruhun özel terbiyesi ile mümkündür ve ancak Allah hakkında bu suretle elde edilecek bir bilgi bize bizzat zatı verebilir.”
İbn Tufeyl’in anlayışı açısından bakıldığında “aramak”, iki yönlü bir çabayı gerekli kılar. Birincisi gözlem ve deneylerle pekiştirilen düşünme (tefekkür), ikincisi de arınmadır. Düşünme, nesneler dünyasından başlayarak en yüce gerçek olan Tanrı’nın bilgisine ulaşana kadar aklın bütün imkânlarını sonuna kadar kullanma; arınma ise, ulaşılan bilginin tadılmasını sağlayan sezgiye (keşf ve ilham) ve Tanrı’da yok olmaya (fena) ulaşmak için nefsi ve ruhu, başka bir deyişle Tanrı’nın tecelli yeri olan kalbi dünyevi ilgi ve eğilimlerden, kir ve pisliklerden arındırma çabasını dile getirir.