Handan Karahan

Handan Karahan
@HK_hypatia
Kimine göre Spoiler olabilir!
Puan vermedi·114 syf.··
2026 4. kitabı
Kitaptaki baba–amca meselesini iki ayrı karakter olarak değil, tek bir kişiliğin iki yüzü olarak okumak gerektiğini düşünüyorum. Anlatıcının “babası” ve “amcası” aslında aynı kişidir; bu ayrım, babasının içindeki çatışmanın sembolik bir bölünmesidir. Annesiyle olan ilişkide babanın karanlıkla savaştığını, onu elde etmek ve memnun etmek için içindeki gölge yanla yüzleştiğini görürüz. Bu nedenle anlatıcının çocukluğu, daha baştan çatışmalı ve huzursuz bir zemine oturur. Metinde göz imgesinin sürekli vurgulanması da bu ailevi düğümle bağlantılıdır. Anlatıcı, rüyalarında ve hayallerinde gördüğü o büyülü gözleri karısında görür; fakat aynı şekilde annesinin gözleri de benzer bir yoğunlukla tasvir edilir. Bu tekrar, anlatıcının annesiyle kuramadığı ya da sorunlu olan bağın, yetişkinlikte eşine yansıtıldığını düşündürür. Eşine duyduğu tutku ile ondan nefret etmesi arasındaki gelgit, aslında annesine yönelmiş bastırılmış duyguların bir devamıdır. Anlatıcının ruhsal sıkıntıları, anne–baba arasındaki gerilimden beslenir. Bu yalnızlık ve varoluşsal sancılar içinde bir teselli alanı olarak sütannesine yönelir. Sütannesine karşı duyduğu hayranlık, onun ruhunda ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Ancak sütannesinin kocası, anlatıcı için bir engeldir. O adamın gülüşü, omuzlarını sallayışı, hatta kahkahası bile anlatıcıyı öfkelendirir. Buradaki çirkinlik, adamın kendisinden değil; anlatıcının iç dünyasındaki kıskançlık ve bastırılmış arzudan kaynaklanır. Aynı şekilde, ileride eşine yönelttiği suçlamalar da dış gerçeklikten çok kendi zihinsel projeksiyonlarının ürünüdür. Evlendiği kadında hem annesinin gözlerini hem de sütannesinin izlerini görür. Bu yüzden ona bir yandan tutkundur; çünkü çocuklukta eksik kalan sevgi ve şefkati onda tamamlama arzusu vardır. Öte yandan ona hiçbir zaman
Kör BaykuşSadık Hidayet · Kırmızı Yayınları · 201536,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Livaneli-Bekle Beni İnceleme
Puan vermedi·192 syf.··
2025 7. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Ekim 2025 14:01
Zülfü Livaneli’nin bu eseri de önceki eserlerinde olduğu gibi toplum, kimlik, aydın sorumluluğu ve vicdan temalarını merkeze alıyor. Ancak bu kez, ideolojik ve entelektüel yön romanın duygusal ve kurgusal gücünün önüne geçmiş gibi görünüyor. Roman, düşünsel derinlik iddiasına rağmen, olay örgüsünde belirgin kopukluklar barındırıyor. Örneğin, Leyla’nın İsveç’e geldiğinde havaalanında karşılanması sahnesinde, bu kişilerin onun geleceğini nasıl bildiği açıklanmadan geçiliyor. Bu tür detaylar, okurun hikâyeye olan inancını zedeliyor ve anlatının inandırıcılığını düşürüyor. Karakterler açısından da benzer bir yüzeysellik hissediliyor. Livaneli’nin romanlarında genellikle derin duygusal çatışmalarla çizilen karakterler, Bekle Beni’de adeta yazarın düşüncelerini dile getiren birer araç hâline gelmiş. Leyla ile Selim arasındaki ilişki, bir aşk hikâyesinden çok, ideolojik bir bağ gibi hissettiriyor. Okur onların duygularını değil, fikir alışverişini okuyor. Bu nedenle aralarındaki aşk inandırıcı bir yoğunluk kazanamıyor. Romanın bir diğer zayıf yönü, dildeki aşırı “edebi” olma çabası. Gökyüzünün renkleri, mor tonlar, uçuşan imgeler… Bunlar tek başına şiirsel olabilir; ancak metnin genelinde bir gösteriş hissi bırakıyor. Betimlemeler hikâyeyi derinleştirmek yerine, yapay bir atmosfer oluşturuyor. Livaneli’nin sade ama etkileyici anlatımından uzak, gösterişli bir dile yönelmesi romanın duygusal samimiyetini zedeliyor. Buna ek olarak, yazarın metin boyunca yaptığı yoğun alıntı kullanımı da dikkat çekiyor. Sokrates’ten, Kafka’dan, Ülkü Tamer’den, hatta başka klasiklerden yapılan göndermeler; bilgi aktarmaktan çok, yazarın entelektüel birikimini sergileme çabasını andırıyor. Bu da zaman zaman okurda “bilgi paylaşımı” yerine “entelektüel gösteri” hissi uyandırıyor. Bütün bu
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,4bin okunma