Syf

6/10
·672 syf.··
2021 3. kitabı
·
405 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2021 09:35
Asrı saadetten sonra Allahın takdiri ile bu günlere kadar gelen Müslümanların çeşitli badireler savaşlar, ölümler vesilesi ile çeşitli ayrışmalara gşrmişlerdir. Bir kısım ayrışma insanlığa zarar gibi müspet olmayan bir hedefi gerçekleştirmek maksadı ile farklı odaklar tarafından meydana getirilmiştir. Bunlar farklı eserlerde incelenmiş ve batıl bidat guruplar olarak isimlendirilmişlerdir. Diğer kısım ayrışma yaşanan gelişmeler karşısında insanların hayatlarını kolaylaştırmak ve her ortamda dinin yaşanabilirliği maksadı ile nasslara bağlı kalarak oluşumlarını tamamalamışlardır. Bu bağlamda İslamın engin derinliğine vakıf olmak isteyen birey göz ucu ile dahi olsa mezhepler hakkında bir nebze bilgi sahibi olması gerekmektedir. İslam ilimleri ile meşgul olan arkadaşlar sadece bir alana kendilerini vermeyip zaman zaman çeşitli okumalar yaparak düşünce ufuklarını genişletme fırsatı bulacaklarına inanıyorum. Saygılar
İslam Mezhepleri TarihiKolektif · Grafiker Yayınları · 2013136 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Belki birgün...
Müslümanlar gün içerisinde çeşitli vesilelerle okuyup hayatlarına uygulamadıkları şeylerin farkına varınca içinde bulundukları durumdan kurtulmaya başalayacaklardır.
8/10
·144 syf.··
2021 4. kitabı
·
405 günde okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2021 09:36
İslam miras hukuku ve ashabı feraiz in 40 halini ele alan eser Hanefi mezhebi esaslı ve kolaylaştırıp anlaşılır bir uslupla miras hukukunu işlemektedir. Hukuk okuyan kardeşlerimizin biraz İslami hassasiyeti varsa okumalarını tavsiye ederim. Günümüz problemlerinden olan boşama sonuçlarından bir sonuç olması münasebeti ile de ehemmiyeti olan bir eser.
Teshilü’l-FeraizAli Haydar Efendi · Nadir Eserler Kitaplığı · 20168 okunma
Soner Duman
DİNİ DOĞRU ANLAMANIN EN BÜYÜK ENGELLERİNDEN BİRİ: İNDİRGEMECİLİK Bu yazıda dini doğru anlamamızı engelleyen son derece önemli bir hastalıktan söz edeceğim. Aslında dini doğru anlamamızı engelleyen pek çok hastalık söz konusudur ancak bunların başında “indirgemecilik” hastalığı gelmektedir. İndirgemek, bir şeyi bütün özellikleriyle birlikte ele almayıp yalnızca bir parçasına eşitlemek anlamına gelir. Mesela insanı sadece bedenini dikkate alarak “şöyle organları bulunan canlı bir organizmadır” diye tanımlarsanız indirgemecilik yapmış olursunuz. İnsanın bedeni vardır ama insan sadece bedenden ibaret değildir! İndirgemecilik, buz dağını sadece suyun üzerinde görünen kısmı üzerinden tanımlamak, suyun altında kalan kısmını ihmal ve göz ardı etmektir. İndirgemecilik yapılarak tanımlanan her kavram kuşa çevrilmiş, genetiğiyle oynanmıştır. Bundan böyle o kavram kullanılsa bile bir kere anlamı tahrif ve tahrip edildiği için artık hiçbir zaman beklenen sonucu elde etmek mümkün olmaz. Kur’an, Yahudilerin kelimeleri çarpıttıklarını ve anlamlarını tahrif ettiklerini belirterek bu konuya dikkatleri çekmektedir. (Nisâ, 46; Mâide, 13, 41) Şimdi indirgemeciliğin en çok görüldüğü "din", "iman", "küfür" ve "şirk" kavramları üzerinde bir miktar durarak meramımızı ortaya koyalım. 1) “Din, âhirette kurtuluşumuzu sağlayan kurallardır.” Bu tanım, tıpkı insanı “et ve kemik yığını” şeklinde tanımlamaya benziyor. Oysa din, hem dünyada hem de âhirette huzurlu ve mutlu olmamız için gönderilmiş ilahi kurallar bütünüdür. Din sadece Rabbimizle olan ilişkilerimizde yani ibadetlerimizde riayet edeceğimiz kurallardan değil aynı zamanda insanlar arası ilişkilerde (alım-satım, kira, evlilik-boşanma vb.) uymamız gereken kurallardan da söz eder. Dini bu şekilde indirgemeci bir tanımlamaya tabi
Soner Duman
YOK BÖYLE BİR İMTİHAN! Söze şöyle bir giriş yapayım: Bizler çeşitli zorluklarla karşılaştığımızda kendi içinde bulunduğumuz durumu “dünyanın en zor imtihanı” olarak görmeye meylederiz. Hasta olduğumuzda sanki en ağır hastalığı biz yaşıyormuşuz gibi gelir. Mâlî açıdan bir kayıp, zarar, iflas yaşadığımızda kendimizi dünyanın en mağduru gibi düşünürüz. Bir yakınımız vefat ettiğinde yeryüzü tarihinin en büyük sıkıntısının bizim üzerimizde olduğunu düşünürüz. Oysa bu durum son derece yanıltıcıdır! Bu durum yanıltıcıdır; çünkü biz başkalarının ne yaşadığını hiçbir zaman tam olarak bilemeyiz. İkincisi kendi içinde bulunduğumuz iyilikleri bir anda görmezden gelerek sanki hayatımızın başından itibaren sıkıntıdaymışız gibi düşünürüz. Bu ise doğru değildir. Size dünya tarihinin en acayip imtihanlarından birini anlatacağım. Aslında bunu anlatan ben olmayacağım. Rivayetlere göre Allah Resûlü (s.a.v.) bunu anlatmıştır. O, ashabına zaman zaman geçmişte yaşanmış ibretlik olaylardan söz ederdi. Bunu yapmasının amacı ashabın yaşadığı zorluk ve sıkıntılı durumlarda onlara teselli vermek, hayatın imtihan olduğu gerçeğini anlatmaktı. Rivayete göre Allah Resûlü şöyle buyurmuştur: [Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya doğru] gece yürüyüşüne [ve oradan da miraca] götürüldüğümde burnuma güzel bir koku geldi. Cebrâil’e “bu nedir ey Cibril?” dedim. Cibril “bu, Firavun’un kızının saçını tarayan kadın ve çocuklarından gelen kokudur” dedi. Ben “onların durumu nedir?” diye sordum. Cibril şöyle anlattı: O bir gün Firavun’un kızının saçını tararken elinden tarağı düşürdü. [Tarağı yeniden eline alırken:] “Bismillah” dedi. Firavun’un kızı “[Allah derken] babamı mı kastediyorsun?” dedi. Kadın “Hayır, benim, senin ve babanın Rabbi olan Allah’ı kastediyorum” dedi. Firavun’un kızı “bunu babama