İlginç bir bilgi vereceğim.
Günlük hayatta en sık kullandığımız sözcüklerin başında gelen “akıl” sözcüğünün gerçek anlamını biliyor musunuz? Arapça olan bu kelimenin asıl anlamı “yular”dır. Kendi başına buyruk hareket edip çöllerin derinliğine kaçıp gitmesiyle ünlü olan deve, eğer bir yularla bağlanıp zaptedilmezse ona sahip çıkmak mümkün olmaz. Devenin ne kadar uçar-kaçar bir hayvan olduğunu, peygamberimizin şu hadisindeki benzetmeden de biliyoruz: “Kur’an’ı sürekli tekrarlayın. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki o, devenin yularından kaçıp kurtulmasından daha fazla insanın hafızasından kaçar.” (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’an”, 23; Müslim, “Salâtü’l-müsâfirîn”, 229).
Öyleyse şu soruyu soralım:
İnsanı hayvanlardan ayıran, onu en üstün varlık kılan yönü akıllı bir varlık olmasıdır. Nitekim filozoflar bile insanı tanımlarken “düşünen canlı” diye tanımlamışlar. Peki niçin insanın bu özelliğine, devenin yuları için kullanılan “akl” sözcüğü verilmiş?
Çünkü aklın aslî özelliği insanı gayri meşru olan arzu ve isteklerine engel olması, nefsine uymaktan alıkoymasıdır. Akıl insanın iç dünyasındaki fren gibidir. Arabanın freni olmadığını veya tutmadığını bir düşünsenize! Böyle bir arabanın sürücüsü ya kendisinin ya da başkasının canına ve malına zarar vermez mi?
İşte akıl doğru düzgün kullanılırsa insanı dizginler, gayri meşru arzularına set çeker, insanın dosdoğru yolda yürümesini sağlar. Bir kimse eğer meşru olmayan arzu ve isteklerine boyun eğiyor, helal-haram demeden nefsine uygun bir şekilde yaşıyor ise o kimse zeki olabilir ama akıllı asla!
Bu gerçeği öğrendikten sonra şu hususu net olarak söyleyebiliriz:
Kendisini yaratan Rabbini tanıyıp O’na boyun eğmeyen, O’nun istek ve arzularını kendi nefsinin istek ve arzularına tercih etmeyen, nefsinin gayri meşru