... bir şey olmasını, dışarıdan bir elin gelip kendisini kurtarmasını beklemişti yalnızca. Kendi adına karar verecek birini, üzerindeki kördüğümü çözecek, kendisini bin yıllık bir bağdan azat edecek elin sahibini beklemişti daima. Öyle bir el yok, o bağı çözecek yine sadece kendi eli. Bunu görememişti Yusuf Ziya. Birisinin, kendi mucizesi olmasını beklemişti. Ama o mucize hiç gerçekleşmemişti.
Mücella gibi pek çokları, kimin kime ne diye husumet beslediğini ilk zamanlar anlayamadıysa da kulağı delik olanlar İstanbul'da üniversitelerin buhar kazanı gibi kaynamaya başladığını 6.Filo olayı ile fark etti. Menderes'e rahmet olsun, İnönü ile Bayar çoktan barışmış ama Mücella nasıl olduğunu bile anlamadan kırklı yaşlarının sonuna doğru ilerlerken sağcılar ve solcular olarak bölünmüştü ülke şimdi.
Neticede arazöze, naylon bidona rağmen su kesintileri sadece Mücella'yı değil bütün mahalleyi canından bezdirdi. Öfke, burunların ucunda birikti. Herkes nasibini aldı bu öfkeden. Ankara bile ihmal edilmedi. Nafia Vekaleti, milletvekilleri, bakanlar, hükümet, başbakan, cumhurbaşkanı kulaklarının üzerine mi yatmışlardı? Hele bir seçim günü gelsin, görürdü gününü o Belediye Reisi! Ona artık oy moy yoktu!