H.tugce

H.tugce
Allah tan korkuyorum diyenlerden bolca bolca korktuğumuz bir zaman
İnsan kıymet verdiği biri için ne yapmaz ki? Bir zamanlar biri vardı dünyayı onun uğruna karşıma alabileceğim. Sırf mutlu olsun diye canımı istese, nedeni sormadan verebileceğim biri vardı... Bazen soruyorum kendime, 'sevgi zaten bunu gerektirmez mi?' diye... Hayır efendim! Sevgi, eğer karşılıklı olarak birbirine güzel bir şeyler katıyorsa her şeye değer. Sevgi acı vermiyorsa, bir şeyleri yüreğinizden söküp atmıyorsa güzel... Ben yıllarca benden bir şeyleri söküp atan, yüreğimdeki baharı solduran biri için savaştım. Böyle birini asla kazanamazsın, nasıl bir savaştan çıkarsan çık hep az gelir onlara. Ne verirsen ver hep daha fazlasını beklerler. Aslında kazandıkça kaybedersin, ben bunu çok geç anladım... Velhasıl sevgi sandığım şeyin kendi kendime yaşadığım bir rüyadan başka bir şey olmadığını anladığımda sırtımdaki bütün kamburlardan kurtuldum. Meğer ne büyük eziyetler cektirmişim kendime, asla yapmam dediğim ne çok hata yapmışım, ne kadar çok dost kaybetmişim, içime atmışım, görmezden gelmişim bu zaman içinde... Elbette unutulmayacak kadar güzel anlarım da oldu ama eksilen yanlarım çok daha fazla. Şimdi her şeyi çok daha iyi görebiliyorum. Ama olsun, insan kendine asla geç kalmıyor. Şimdi kim ne derse desin herkese olması gerektiği gibi davranıyorum. Sırtını sıvazladıklarımın sırtıma sapladığı ihanetlerden öğrendiğim tek iyi şey bu. Ilişkilerde bir taraf su ise diğer taraf güneş olmalı. Çünkü sevgi asla tek tarafın çabasıyla büyümüyor. Yüreğinizi yanlış insanların heba etmesine izin vermeyin ve sizi gerçekten seven birinin sevgisini ziyan etmeyin.. .
Reklam
"Savaşları karıncalar da yapar, devletleri arılar da kurar, servet ve zenginliğe hamsterlarda da rastlanır. Ama senin ruhunun izleyeceği yol başkadır, ruhunun hakkı yendi de onun zarar görmesi pahasına başarılara ulaşacak oldun mu, mutluluk çiçeklerini asla koklayamazsın. Çünkü ‘mutluluk’ denen şeyi ancak ruh duyumsayabilir, ne akıl, ne karın, ne kafa ne de para cüzdanı...” diyor Herman Hesse, ‘Öldürmeyeceksin’ isimli kitabında. Yarın madem ki bu diyardan gideceğiz, giderken beraberimizde götüremeyeceğimiz kadar ağır yükü buraya neden istifliyoruz? Madem ki gelecek daima uzağımızda oluyor ve biz sadece bugünde yaşıyoruz, neden o halde her şeyi yarınlar için biriktiriyoruz? Madem ki gönülde yeri olmayan her şey gelip geçiyor, neden her Allah’ın günü oltamızı güneş çıkınca kuruyup gidecek su birikintilerine atıyoruz? “Bunca uğraşıp didindim, ne kazandım diye soruyorum bazen kendime” diye yakındı yanındakine. “Eğer bir kazançsa, galiba elimde bu yakıcı soru dışında bir şey yok!” Bir de şunu düşünün; kum tanecikleri hızla alt fanusa akarken kum saatinin boşalmakta olan üst fanusu ne hisseder? Rabindranath Tagore’un ‘Gora’sından birkaç buhurlu ve derin dize: “Kalbim bir kafesi andırıyor;/ Yabancı bir kuş bilmem ne arıyor onda,/ Bir giriyor, bir uçup gidiyor/ Ah, bir yakalasam onu/ Aşk ipimle bağlayacağım” Neyi sımsıkı kendimizde tutacağız, nelerin ipini gevşek bırakacağız, bu ayarı bilmek insanlığımız için sandığımızdan çok daha önemli. Biz, Nasreddin Hoca’nın o muhteşem fıkrasında söylediği gibi, taşların bağlandığı, köpeklerin salıverildiği bir şehir gibi güvensiz, güvenliksiz bir haldeyiz ve bu belayı kendi elimizle sarıyoruz başımıza. “Olacak şey mi?” diye sordu meczup, “Sen hem penceren açık uyu hem de bekle ki ayaz içeri girmesin!
Bazı yaraları sarmak, yarayı gizlemekten başka bir işe yaramaz. Çünkü bazı yaralar ne yaparsan yap asla iyileşmez... İşte öyle bir yara taşıyorum göğsümün altında. Ne sarabiliyorum ne de anlatabiliyorum... Ama geçecek biliyorum... Belki bazı izleri taşıyacağım sonsuza dek, bazı hatıraları unutamayacağım. Ama sevmeyi öğrenen yürek alışmayı da öğrenir zamanla. Kolay olmayacak belki ama bunu başaracağım... Kalbimi kırsan belki geçerdi ama hayallerimden kırdın sen, işte bu nasıl tamir edilir bilmiyorum... Ben bunu unutmam! Ben bunu affederim, ben buna rağmen hâlâ şefkatli dualara eklerim adını. Ama bunu asla unutmam! Şimdi dilediğin gibi yaşa hayatını. Ne karışırım ne de gücenirim yaptıklarına. Sonsuza dek de üzülürüm sanma. Çünkü seni unutmak benim de hakkım. Bir zamanlar birlikte doğduğumuzu zannederken abak nasıl da birbirimize yabancılaştık. Her masal mutlu bitmek zorunda değilmiş meğer. Seni sevmiyorum artık.. .
" | Taha sûresi’nin son ayetlerinde öyle güzel ve öyle nâif bir uyarı var ki, herkes bu ayetle tanışsın istiyorum ; “Kendilerine sınamak için dünyâ hayatının süsünü bol verdiğimiz kimselere sakın göz dikme. Allâh’ın ahiretteki rızkı daha hayırlı ve daha devamlıdır.”. ...
Kalemlerini kırmalı bu şairlerin. Durup durup öyle yerlere koyuyorlar ki aşkı. Bul bulabilirsen Yahu denizin dibi ne ki Herkes yüzme mi biliyor sanki Sonra kuşun kanadı Göğün mavisi Dağın gölgesi Yok yıldızın ışıltısı. Nerde imkansız bir şey var Orda şairler Gecenin sesi mi olurmuş. Denizin türküsünü kim dinlemiş. Toplayıp göndereceksin hepsini sahra'ya Hadi bakalım bulun Leyla'nızı bulabilirseniz Ama onlar çölü'de vaha'ya çevirir bu dille Sanki şeytanın pabucunu giymişler eksik olmayasacılar İşin garip tarafı nerde türkü bakışlı bir kadın var Hepsi bu kalem erbabına sevdalı. Yok azizim yok. Bu dünya küçük bu şairlere
Reklam