Dilimize Arapça'dan geçen hırs kelimesi h- r - s 'den gelir ve bir şeyi aşırı derecede istemek ve arzulamak demektir. Kelimenin kökeni kendi kanını emerek ölen devenin hikayesine uzanır. Çölde günlerce su içmeden yaşama kabiliyetine sahip olan develerin sevdiği bir diken vardır. Bu dikenin adı harese'dir . Deve bu dikeni yiyince ağzı kanar. Kendi tuzlu kanı dikenin tadıyla karışınca onu daha büyük bir iştah ve arzu ile yemeye başlar. Yedikçe kan kaybetmeye başlar fakat ağzındaki tattan da vazgeçemez. Yedikçe daha fazla yer ve sonunda kan kaybından ölür. İşte hırs da insanı böyle tüketen ve ölüme götüren kötü bir huydur.
Modern çağda haz ve hız üzerine kurulu bir tüketim kültürünün içinde yaşıyoruz. Bu döngü içerisinde insanı kalben mutmain eden ve iç huzuru veren bir mutluluğa ulaşmak zor.
Tüketim kültürü, bizi hep bir sonraki "şey"e yönelmeye teşvik ediyor. Bazen insan "şunu elde etsem dünyanın en mutlu insanı ben olacağım.", " şu arabayı alsan bütün sorunlarım çözülecek, en mutlu kişi ben olacağım." ya da "şu atama bir yapılsın ,şu makama bir geleyim..." diyor ama elde ettikten sonra onu o kadar hızlı tüketiyoruz ki hemen bir sonraki şeyin telaşına kapılıyoruz. Hiçbir şeye yetişememe ve hep bir şeylerin gerisinde kalma duygusu bilinçli ve sistematik bir şekilde canlı tutuluyor ki böylece insanlar sürekli bir sonraki ürünün ,şeyin ,malın, modanın, trendin vs.müşterisi olsunlar; onları arasınlar, beklesinler, arzulasınlar.
Modern tüketim kültürü bizi her zaman bir hengamenin ve fasit dairenin içerisinde tutuyor. Hep bir tatminsizlik duygusu var içimizde . Maddi imkanlar ne kadar fazla olursa olsun bir türlü "evet ,şimdi itminan noktasına geldik." diyemiyorsunuz. Çünkü tüketilen bir şey bir sonraki tüketim arzusunu hazırlıyor ve tetikliyor.
"En son ürün" diye bir şey yok, hep bir sonrakinden önceki ürün var ve bunların sonsuza kadar alınması, tüketilmesi, eskitilmesi ve yenileri ile değiştirilmesi gerekiyor.
Modern tüketim kültürü, sadece arzu ve heveslerimize hitap eden tüketim malzemeleri sunuyor. Bu ise insanı mutsuz, tatminsiz , eksik ve rahatsız bir varlık haline getiriyor.
Şimdi insanlara soruyorum, "Nasılsın" diye hepsi de "Mutsuzum" diyor, "Neden" diye soruyorum, "bilmiyorum" diyor. Bilmezsin çünkü bunu düşünmemişsin, mutluluk üzerine kafa yormamışsın. Gözünü kapat ve "her şeyim var, yiyorum, içiyorum hatta dışkılayabiliyorum" de kendi kendine . Bu bile bir mutluluk. Yanında sevdiklerin de varsa ne güzel işte...