O gün anladım ki, avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor... Teknolojik uygarlık, emniyeti dışlıyor. Her birimiz, suikasta layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. Yabana atılmak da istemiyoruz. Sıradanlığın garantilerinin peşindeyiz. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında, cellat üzerine bahse giriyoruz. Başkalarının felaketinde eğlence, kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Varlığımız metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Korkunun tüm o klişelerini, terörün sürprizleri örtbas ediyor. Aşırılıklar, dengesizliğimizi kamufle ediyor. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. Kaosun dalkavuklarıyız.
Görgü tanıkları, gerek polis ve savcılar, gerekse yargıçlar açısından önem taşımakla birlikte, kimi zaman onlara gereğinden fazla güvenildiği de ortada. Çünkü araştırmalara göre, haksız mahrumiyetlerin neredeyse dörtte üçüne, tanık ifadeleri yol açıyor. Genelde erkekler olayı, kadınlar, suçlu ve mağdurun dış görünüşünü gerçeğe daha yakın aktarmakla birlikte, görgü tanıklarının yanılma payı yüzde 30'lar dolayında ve bu kadın-erkek ile yaş farkı gözetmiyor.
2007 yılında Yale Üniversitesi ile Amerikan Hava Kuvvetlerinin ortaklaşa yürüttüğü bir araştırma bu. 53 asker ciddi bir suçlama kapsamında sorgulanıyor. Ancak askerler denek olduklarının farkında değiller. 48 saat sonra kendilerini sorgulayanları tanımaları isteniyor. 53 askerden sadece 33'ü sorgucunun yüzünü hatırlayabiliyor. Kısacası, insan stres altında olduğunda gördüğü yüzü, kendisi için çok önemli olsa bile tanımayabilir.