Bu kitapla sosyal medyada ve çevremde sürekli karşılaştım. Sanki bana “beni oku, içinde seninle ilgili bir şeyler var” diyordu. Ben genelde kitapları kütüphaneden alırım ama bu kitabı bulamayınca okumam biraz ertelendi. Ertelendikçe de merakım arttı.
Başladığımda açıkçası hemen sarmadı. Ama ilerledikçe fark ettim ki yazar, varoluşçuluk kuramının öncülerinden biriymiş. AGS çalışırken varoluşçuluk kuramı karşılaşınca ilgim daha da arttı. Üstelik kitapta geçen bazı durumların, benim de yaşadığım içsel sorgulamalara benzemesi okuma deneyimimi daha derin hale getirdi.
Yazarın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda yaşayan bir kuramcı olması da kitaba olan saygımı artırdı. Böylece sadece bir kurgu değil, aynı zamanda insan ruhunun karmaşık yönlerini ele alan bir felsefi deneyim.
Başlarda sabır isteyen ama ilerledikçe zihinde büyük pencereler açan bir kitap.
Bu kitabı aslında tamamen tesadüfen okumaya başladım. Şehir merkezinde bir kafede otururken telefonumun şarjı bitmişti. Ne yapsam diye düşünürken kafenin kitaplığında İnci’yi gördüm. İnce olduğu için “bir göz atayım” demiştim ama iyi ki başlamışım.
Romanda öyle bir derinlik var ki, sadece bir hikâye değil, insanın kendi iç yolculuğunu da yaşatıyor. Bazen bazı kitaplarda kendini bulursun ya, ben tam olarak bunu bu romanda hissettim. Basit gibi görünen ama çok şey anlatan bir hikâyeydi.
Daha önce okuduğum Fareler ve İnsanlar beni bu kadar etkilememişti. İnci ise kısa olmasına rağmen bende daha derin bir iz bıraktı.
Kısacası, rastgele başladığım ama hayatıma iz bırakan kitaplardan biri oldu.
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
Bu kitabı bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine merak edip aldım. Okurken yazarın anlatımındaki akıcılığı, karakterlerin derinliğini ve olay örgüsünün gizemini hissetmek güzeldi. Livaneli yine insan psikolojisini, hayatın kırılma noktalarını ve sorgulamaları çok iyi işlemiş.
Fakat kendi okuma yolculuğumda yazarın Huzursuzluk romanı beni çok daha fazla etkiledi. Oradaki duygusal yoğunluk ve toplumsal yaralara dokunuşu, Kardeşimin Hikâyesi’nden daha farklı bir yerde durdu benim için. Yine de bu kitabın da ayrı bir tadı, düşündürücü bir yönü var.
Sonuç olarak, Livaneli’nin diliyle tanışmak isteyenlere iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum. Ama bana en çok dokunan kitap hâlâ Huzursuzluk oldu.
Uzun süredir okumayı ertelediğim bir kitaptı, ama keşke bu kadar beklemeseymişim. Gerçekten efsane bir eser! Okudukça hem etkilendim hem de ilham aldım.
Kitapta, yoksul ve geri kalmış bir ülke olan Finlandiya’nın eğitim, kültür ve toplumsal bilinçle nasıl yeniden ayağa kalktığı anlatılıyor. Bir milletin değişiminin aslında öğretmenlerle, aydınlarla, bilinçli halkla mümkün olduğunu görmek çok değerliydi.
Bana göre bu kitap yalnızca bir tarih veya toplumsal dönüşüm hikâyesi değil, aynı zamanda “bir ülkeyi nasıl daha iyi hale getirebiliriz?” sorusunun cevabını veren bir rehber niteliğinde.
Herkesin mutlaka okuması gereken bir eser. Hatta ben öyle etkilendim ki tekrar tekrar okumak istiyorum.