"İdam günü gelip çatınca, o sevdiğim, alıştığım giysilerimi giyeceğim: postallarımı, parkamı. Beyaz ölüm gömleğini giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim. Kesin. Direneceğim ve giymeyeceğim. Öyle her zamanki eyleme gidiş tavrımla gideceğim.Yok, tıraş falan da olmayacağım. Gidip, oturup, önce bir sigara yakacağım orada.Sonra demli, sıcak, güzel bir çay içeceğim.Ha bak, Rodrigo'nun o ünlü gitar konçertosunu dinlemek isterim orada. Bak, bunu çok isterim. Sanırım, asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler.”
Bu yeni kuşak, bizler gibi bohemlikten gelmedi. Edebiyatla bile burada, mahpushanede tanıştı. Sonra bu yeni kuşak, kültürden de nasibini alamadı. Örneğin, Beethoven'ı doya doya dinleyemedi. Eisenstein'ın, Pudovkin'in filmlerini bile rahatça, tat alarak izleyemediler. Düşünsene, bir resim sergisini bile şöyle içlerine sindire sindire gezip görme olanağını bulamadılar.