İnsan hayatı basitçe ikiye ayrılır:
Ya ahlaklı ve erdemli bir yaşamı seçersin, ya da seçmezsin.
Seçmediğin her yol, ne kadar süslü, ne kadar mantıklı, ne kadar meşru görünürse görünsün, seni kendinden uzaklaştırır.
Çünkü özde insan, ancak erdemle insandır.
Geri kalan her şey — başarı, güç, ün, para, görünüş, çevre, statü — bu seçimlerin alt başlıklarıdır.
Ahlaklıysan her birine mesafeni bilerek yaklaşırsın.
Ahlaksızsan hepsi seni tüketir ama sen hâlâ "bir şeylere sahip olduğunu" sanırsın.
“İnsanın değeri, sahip olduklarında değil, vazgeçebildiklerindedir.”
— Albert Schweitzer
Ahlaklı bir yaşam, sadece doğru olanı yapmak değil, yanlışın konforuna sırt çevirmektir.
Erdem, çoğu zaman kolay olandan uzak durmaktır.
Zor olanı, gerektiği için;
Acı vereni, insan kalabilmek için seçmektir.
Çünkü...
“İyi olmak kolaydır. Adil olmak zordur.”
— Victor Hugo
Erdemsizliğin en yaygın hali, onun adını değiştirmektir.
Bencilliğe "özgürlük", çıkarcılığa "uyanıklık", yalana "kıvrak zeka", duyarsızlığa "güçlü olmak" diyoruz.
Ama içimizde bir şey biliyor:
Bu yaşam biçimi eksik. Boş. Tükenmeye mahkûm.
“Vicdan, yalnızken bile yargılanmak gibi bir histir.”
-Immanuel Kant