Şimdi ise, büyük yortularda bile kiliseler bir çöl kadar ıssız! Halk hutbe ve vaazlardan kaçıyor. Neden? Çünkü vaizler, ölü sözlerle konuşuyor, bu sözler halkın ne aklına, ne de gönlüne dokunuyor.
Papazlar gökten inmez, rüzgârla denizden gelmez. Dinadamlarımızın eti bizim etimizden, kemiği de bizim kemiğimizdendir. İyi ya da kötü, din adamlarımız bizdendir. İşte bu yüzden, din adamlarını şiddetle eleştirenleri dinlerken onları suçlayanlara şunları sorarım:
“Peki, bizde tüccarlar çok mu vicdanlıdır? Aşçımız, dülgerimiz,marangozumuz, demircimiz çok mu namusludur? Hangi meslek sahibi kendi durumundan daha yüksek bir düzey gösterir? Avukatlarımıza, parlemento üyelerimize, gazetecilerimize kendi toprağının tuzu, biberi diyebilir misiniz? O hâlde ne istiyorsunuz? Daha kendi içinizden, domuzlara bile namuslu çoban bulamazken,kilisede değerli papaz yok diye niye şaşırıyorsunuz?
Sayın rahipler, kilise papazları! .... Halkın gerçek rahipleri olun. Din adamlarının kilise memurluğu olmadığını bilin. .... Ödeviniz, genel ve özel dinî törenleri öylesine yerine getirmekle ibaret değildir. .... Canlı vaaz ile halkın arasında karışın. Dinleyenleri uyutan kitap dili ile konuşmayın. Hz. İsa Suomi'mize gelmiş olsaydı, halkımıza nasıl hitap ederdi, halka nasıl davranırdı, diye düşünüp siz de öyle hitap edin.
....
Skolastiğin kalın tabakalarını din üzerinden atın. Açık diri, hayatın içinden bir din anlayışı verin halka. İncil'in öğrettiği biçimde yaşama ihtiyacını hem gençlerde hem de ihtiyarlarda uyandırın.