Bugün, artık birbirimizin dilini bilmiyor, değerini anlamıyor, inanışını küçümsüyor ve birçoklarımız kendi tarihimize küfürler savurarak yetişiyoruz.
Eğer hala çaresini bulmaya davranmazsak, kendi elimizle hazırladığımız ve kendi manevi yıkılışı, hiçbir başka kalkınış veya davranışla önleyemeyiz.
Bir insan bütün uyarmalara rağmen, eser yerine "yapıt", teşkîlât yerine "örgüt", tabiat yerine "doğa", meselâ yerine "örneğin" diyebiliyorsa, onun bizim milliyetimizden koparılmaya çalışılmış bir kimse olduğundan şüphe etmemeliyiz.
Kelimelerin çirkinini kullanma zevki, sokaklarda giyimlerin en çirkinini giyenlerin zevkidir. Bu, saçı başına karışmış, her tarafı yağ ve kir içinde, pis manzaralı insanların, aslında ne kıyâfeti olur, ne de bir dili.
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin ;
Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb, iri güller ve senin en güzel aksin,
Velhasıl o rü'ya duruyor yerli yerinde
Yârin dudağından getirilmiş,
Bir katre alevdir bu karanfil.
Ruhum acısından bunu bildi.
Düşdükçe vurulmuş gibi yer yer,
Kızgın kokusundan kelebekler,
Gönlüm ona pervâne kesildi.