İleri düzeyde bir düşünce, sembollerin zihinsel yönlendirmesine dayanmaktadır. Matematik ve sanat gibi dilsel olmayan sembol sistemleri, gelişmiş olmalarına karşın fazlasıyla kısıtlıdır. Buna karşılık her tür düşünceyi ifade etme yeteneğine sahip olan dil, hemen hemen sınırsız bir sembol sistemidir. Zihin, kültür ya da başka bir sembol sistemi olmaksızın var olmayacağından, dile vurgu yapılması zorunludur. Bu yolla, insanlar düşüncelerinin büyük çoğunluğunu birbirlerine iletebilirler ve birbirlerinin fikirlerinden faydalanabilirler.
Kısacası, daima sözcüklerle düşünmeyiz ama sözcükler olmadan da çok az düşünebiliriz.
Geleceğini belirleyen katı kriterler yumağı, insanı, bilgi edinmek ve IQ testlerindeki sorulara cevap vermek üzere programlanmış bir makineye dönüştürmüştür. Bu yüzden bu testi nasıl geçeceğini bilmek, insanların toplumda belli bir statü elde edebilmek üzere tüm zamanlarını ve enerjilerini harcadıkları bir beceriye dönüşmüştür. Daha da kötüsü, toplum, bu tür yöntemleri kullanarak bireyleri mekanik olarak eğitilmiş ve otomatik şekilde “yaratıcı” bireyler olarak önceden hesaplanmış modellere dönüştürmek suretiyle basma kalıp bir hale getirme eğilimindedir. Bu model, endüstriyel ve teknolojik tüketim programının gerektirdiği model olması nedeniyle sosyal yapı tarafından tercih edilmektedir.
Müslüman ülkeler, başkalarını taklit etmekle kendilerini gerçek ilerlemenin temel bir yönünden, yani İslami kültürel kimliği yansıtan yeni bilim modellerini ve yaşam tarzlarını geliştirme yeteneğinden yoksun bırakıyorlar.
Pratik boyutta -kaynakların kontrolü, üretim ve tüketimin maksimizasyonu ve sürekli, sonsuza dek ilerleme fikirlerine dayalı- Batılı kültürel proje, benim ifademle bir kozmik duvara çarpacaktır. Eğer dünya nüfusunun yalnızca küçük bir yüzdesini (%20) oluşturan Batılılar, dünyanın doğal kaynaklarının %80’inden fazlasını tüketiyorsa, bu durumda söz konusu projenin taklit edilebileceği veya tekrarlanabikceği tezi anlamını yitirecektir.