Teknolojik unsurlar Arap/Müslüman toplumlara aktarılırken bu unsurların teknik referans çerçevesi de alınmış olmaktadır. Böylelikle çağdaş toplumların karşılaştığı tüm sorunlar tek bir soruna, yani kaynak yetersizliğine indirgenmektedir. Benzer şekilde çağdaş toplum politikaları da ekonomi politikasına, ekonomi ise bilime indirgenmektedir. Bu anlayış bilimi her derde deva bir ilaç, toplumun tüm sorunlarının mucizevi çaresi olarak sunmaktadır. Ayrıca bilimin, teknolojik uygulamalar yoluyla daha fazla zenginlik biriktirmeyi sağlayacağını, bir başka deyişle kaynak yetersizliğini çözebileceğini ileri sürmektedir. Bu anlayış kabul edildiğinde, geniş anlamda politika anlamsız ve maksatsız hale gelmektedir. Buna göre gerçekten mutlu bir ülke, tanımı itibariyle “apolitik” olan ülkedir. Aynı şekilde ahlak da gereksiz hale gelmektedir. Zira bilim –sahte bir nesnellik, adillik ve yanılmazlık halesi ile çevrili olduğundan- doğru ve yanlış (haram ve helal) problemiyle de ilgilenmektedir. Arap/İslam dünyasında böyle bir teknik yaklaşımın benimsenmesinin tehlikeli yönü, kendi kültürel yapısına düşman olan Batılı değer sisteminin sorgusuzca benimsemesidir.
Bilimsel araştırma, tıpkı teknoloji gibi kültürel bir unsurdur. Bilimsel bilgi de bir kültür ürünüdür. Bu bağlamda, bilim ne tarafsız ne de evrenseldir. Buradaki sorun, bu bilgi yapılarının evrensel olarak doğru olup olmadığı değil, meşru olup olmadıklarıdır.
Toplumumuzda eğitimli ve eğitimsiz insanlar arasındaki uçurum, eğitimliler bilimsel faaliyetlerini yabancı örgütsel ve kültürel çerçeveler içinde kalarak kendi yerel ortaklarıyla birlikte sürdürdükleri sürece var olmaya devam edecektir.
Geleneksel teknolojilere kazanılan deneyimlerin birleşimi egemendir ve bu teknolojiler denge, yerleşim ve hayatta kalma kaygıları etrafında gelişen bir ideolojiye dayanmaktadır. Modern Batı teknolojisine ise bilimsel araştırma egemendir, kâr ve sermaye birikimi etrafında şekillenen rasyonaliteye dayanır.
“Bilimsel olarak ölmüş” olmalarına rağmen, neden modernleşme, kalkınma ve teknolojiyle ilişkili birçok terim hâlâ yaygın olarak kullanılmaktadır? Bunlar, hem Batılı hükümetler ve uluslararası örgütler hem de bazı Müslüman devlet başkanları, bakanlar, bağımsız organlar, araştırma merkezleri ve üniversitelerde çalışan teknokratlar ve bürokratlar tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu terimlerin farklı siyasal ve kültürel ortamlarda, anlamları değişikliğe uğramadan kullanılamadığı gösterilmiştir. Batı’nın kurallarına dayalı kalkınma girişimleri, yalnızca İslam ülkelerinde değil aynı zamanda Asya, Afrika ve Latin Amerika’da bulunan üçüncü dünya ülkelerinde de başarısız olmuştur. Buna rağmen, bu terimleri kullanmaya devam etmekteki ısrar tek bir maksadı göstermektedir: Bunları dinin yerine koymak… Müslümanların modernleşmeye ve Batı teknolojisine inanmaları beklenmektedir. Bu dinin Müslümanlara, Batılı kalkınma modelini uygulamaları halinde ulaşacakları sözde “cennet”te refah ve lüks bir yaşam getireceği varsayılmaktadır. O zaman gerekli olan, bu “yeni din”i ortaya çıkarmak veya üzerindeki örtüyü kaldırmaktır.