Aklın doğru, kalbin fesat olduğu hâllerde hem akıl hem kalp zarar görür ve ikisi de yoldan çıkar. Kalbin temiz, aklın yanlış yollarda olduğu durumlarda da insanın istikametini büsbütün kaybetmesi işten bile değildir.
Hikmet iyi, doğru ve güzel kavramlarını eş zamanlı olarak kavramaktır, zira bir şey doğruysa iyidir ve iyiyse güzeldir. Doğru olan bir şeyin kötü, iyi olan bir şeyin çirkin olması muhaldir. Adaletle davranmak ve haksızlığa karşı çıkmak aynı anda hem doğru, hem iyi, hem de güzel bir eylemdir. Rasyonellik adına kötü ve çirkin bir eylemde bulunmak, en basit ifadesiyle tutarsızlıktır. Örneğin verimliliği ve kârı artırmak için emeği sömürmek, kapitalist ve araçsal akıl açısından doğru bir politika olarak takdim edilir ama akıl, ahlak ve estetik kriterler açısından bir hataya, kusura, suça ve çirkinliğe tekabül eder. Dolayısıyla iyi, doğru ve güzel kavramları bir bütündür ve bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Erdemli bir tefekkür ve yaşam biçiminin temel unsurlarından biri de bu bütünlüğü esas alan bir zihin davranış yapısına sahip olmaktır.
Hikmeti kavramadan hüküm vermek, aklın bir skandalıdır. Bugün İslam dünyasının temel sorunlarından biri de burada yatıyor: Hayatımızda çok fazla hüküm var fakat o kadar az hikmet var. Hükümler vererek hayatı birtakım mühendislik kurallarına bağlamak ve böylece her şeyi kontrol altına almaya çalışmak bize zihnî bir konfor getirebilir fakat hakikati ve gerçekliği büsbütün ıskalamamıza da neden olabilir.
Hikmeti olmayan hüküm kör, hükmü olman hikmet topaldır.
Akıl yoluyla düşünme, zihnimin içinde birtakım kavramları evirip çevirmek değil, hakikatini bana her an takdim eden varlığın huzurunda durmayı ve onunla akıl ve erdeme dayalı bir ilişkiye geçmemi ifade eder. Aklımın ışığına hakikatin ışığıyla birleştirdiğimde dünya aydınlanmaya başlar. Aydınlanma ancak bu iki ışığın birleşmesiyle mümkündür.