Şehir, Medine, site veya kent, hangi kelimeyle ifade edersek edelim, bir medeniyetin canlı ve toplu sergisi demek olan eser, her şeyden önce bir ruhun ifadesi olmaktadır. Medeniyet, kurduğu ve yaşattığı şehirlerde kendini ifade etmekte ve ele vermektedir.
Kentin en hurda noktasında da uygarlık balkır, Kent, şehir, bu sebepledir ki, uygarlığın aynasıdır. Şu şartla ki, bu ayna, nesnenin görüntüsünü yansıtan pasif bir levha değil, kendi iç oluşu ve dış görünüşüyle nesneyi yorumlayan, değerlendiren, deyimlendiren aktif, dinamik bir gözleyicidir. "Anayola tutulmuş bir ayna" demişti roman için Stendhald. Kim bilir belki de bir kent gibi düşünmüştü romanı.
Ölüm ve hayat karşısında ölüm dikkati deneyinden kaçan ve sınavını veremeyen tarih dönemleri, yeni, derin ve güçlü yağmurlarla yüklü bir uygarlık itişiyle yerini çarçabuk terkeder.
Şüphesiz, gerek tabiat, gerek fizikötesi, insanın alın yazısına katılmaları yönünden bizi ilgilendirmekte. Onların serüveni gerçekte kendi serüvenimizdir. Daha doğrusu, onların varoIuş maceraları, öbür yüzleriyle bizim oIuş maceramızdır. Bu yüzdendir ki, tabiatın israfı insanın israfıdır. Tabiatın çarpılışı bizim çarpılışımız, tabiatın tükenişi bizim tükenişimizdir.
Uzay, maddi yönden sonsuz imkanlar getirse de, bunun insan tarafından verimlendirilmesi daima sınırlı olacak, insanın ondan faydalanması, istek ve tüketimini aşamayacaktır.
Keşiflerin Batı dünyasına getirdiği cinsten bir iyimserlik bir gün uzay keşifler yönünden de insanlığı istila edebilir. Fakat bu da belli bir süreden sonra yavaş yavaş sönen bir ateş gibi kül bağlayacaktır.
Neden böyle olmaktadır? Aslında her şey apaçık ortadadır. Fakat insanoğlu kendini zaman zaman ortaya çıkan bahanelerle aldatmaktan hoşlanmaktadır. Belki de böyle bir aldanışa ihtiyacı vardır. inancını yitirmiş veya en azından çok zayıf bir inanca sahip kişilerin psikolojisidir bu.