Halil İbrahim Kardaş

Bugün, batı sanatı da bir çok alanlarda soyuta yönelmiştir. Fakat soyutun asıl sahibi ve hayatla ilişiğini kestirmeyeni, realiteye var oluş hakkını tanıyanı, İslam'dır Öyleyse, bugün sırf ihtilalci, nihilist ve anarşist çevrelerin, şuuruna varmadan batının bu yeni ekollerine sırf yenilik olduğu için yönelmeleri, bizim onlara bir tepki olarak, Batının klasik sanat anlayışını benimsememize sebep olmamalı, kendi sanatımızın köklerini yine kendi kültürümüzde aramalı ve batının soyut macerasını da göz önünde tutmalıyız. Birinci plana, eskiden olduğu gibi edebiyatı alarak, öbür sanatları da İslam kültürünün tabii yemişler halinde diriltmeli ve verimlendirmeliyiz.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gelen her yeni ülkü, terimlerini de getirmek zorundadır. Bu, yeni bir kültürle değişmesi içindir. Yeni kültür yerleşmesinde, veya bir kültürün bir başka kültüre dönüşmesinde, yeni, adeta büyülü bir dil ve üslup şarttır.
Klasik kültürle temas kurulmadan da bir varlık olmaya imkan yoktur.
Sağlam ve derin düşünce, bir aşka bağlı düşünce, kendi dilini de kolaylıkla getirir. Yoksa, bu son çağlarda içine düştüğümüz dille uğraşma, dil didinmesi, insanoğlunu düşünceden bütün bütün uzaklaştırmakta, öte yandan, sanki bir düşünce getirmiş gibi de aldatmaktadir. Dille uzun uzun uğraşanlar gide gide düşünceyle insan arasına kalın bir dil duvarı çekmekte ve gerisinde yalancı bir düşünce kütlesini de vehmettiren bu duvarı zamanla düşüncenin kendisiymiş gibi kabul etmekte ve kabul ettirmek istemektedir. Bu eğilim o kadar ileri gitmiştir ki, sırf bu dönemlere hasredilmek, geçmişe ve geleceğe uygulamamak şartıyla, neredeyse şöyle bir kural ortaya konabilecektir: Dille uğraşan dini terkeder... Bu dilciler, dili o kadar ileri sürmüşlerdir ki, neredeyse bu, kültür ve düşünce eşit dil iddiasına kadar varmıştır ve yeni kuşakları dille uğraştırarak gerçek ve temelli bir kultürden mahrum bırakmışlardır. Çünkü dil bir kültür gibi sunulmakta, yalancı ve aldatıcı bir görünüşle kültür ihtiyacı da karşılanmakta ve böylece asıl kültür ve düşünce yoluna gidilmesi zahmetine katlanmadan yeni nesiller sözde kurtulmaktadır. Güya kurtulmaktadır ama böylece de muhtevasız bir kültür, düşünce yapısını kaplamakta, toplumda, devamlı canlı ve muhtevalı bir kültürle temas halinde olmadığı için gün gün düşünme yeteneğini kaybetmektedir.
Kendi döneminde kritiksiz kalan düşünce,değişerek bir başka akım adı altında ortaya çıkıyor ve geride bıraktığı muhtavasiz boşluktaki kendi yankısını kritik ediyor. Buda olağandır. Kritiksiz bırakılan düşünce kendi kendini kritik eder.