Sağlam ve derin düşünce, bir aşka bağlı düşünce, kendi dilini de kolaylıkla getirir. Yoksa, bu son çağlarda içine düştüğümüz dille uğraşma, dil didinmesi, insanoğlunu düşünceden bütün bütün uzaklaştırmakta, öte yandan, sanki bir düşünce getirmiş gibi de aldatmaktadir. Dille uzun uzun uğraşanlar gide gide düşünceyle insan arasına kalın bir dil duvarı çekmekte ve gerisinde yalancı bir düşünce kütlesini de vehmettiren bu duvarı zamanla düşüncenin kendisiymiş gibi kabul etmekte ve kabul ettirmek istemektedir. Bu eğilim o kadar ileri gitmiştir ki, sırf bu dönemlere hasredilmek, geçmişe ve geleceğe uygulamamak şartıyla, neredeyse şöyle bir kural ortaya konabilecektir: Dille uğraşan dini terkeder... Bu dilciler, dili o kadar ileri sürmüşlerdir ki, neredeyse bu, kültür ve düşünce eşit dil iddiasına kadar varmıştır ve yeni kuşakları dille uğraştırarak gerçek ve temelli bir kultürden mahrum bırakmışlardır. Çünkü dil bir kültür gibi sunulmakta, yalancı ve aldatıcı bir görünüşle kültür ihtiyacı da karşılanmakta ve böylece asıl kültür ve düşünce yoluna gidilmesi zahmetine katlanmadan yeni nesiller sözde kurtulmaktadır. Güya kurtulmaktadır ama böylece de muhtevasız bir kültür, düşünce yapısını kaplamakta, toplumda, devamlı canlı ve muhtevalı bir kültürle temas halinde olmadığı için gün gün düşünme yeteneğini kaybetmektedir.