Yiyen, içen, gezen, konuşan, gülüp oynayan benliğimizle düşünen, gören, duyan benliğimiz arasındaki yol ne uzundur. Öbürü, berikine kavuşuncaya kadar o derece yorulur, o derece soluk soluğa kalır ki artık ne söylediği, neden şikayet ettiği, ne istediği belli değildir; artık yarı ölü, yarı diridir.
"Günlük bir gazete yazarı ile bir kaldırım fahişesi arasındaki benzerlikler yalnız bundan ibaret değil." dedi. "Bunun da onun da biricik sermayesi halkın budalalığıdır. Amme efkarı bunların birinde hakikat ihtiyacını, ötekinde aşk ihtiyacını tatmin ettiğine inanır. Halbuki fahişenin verdiği aşk ne derece samimi ise gazetecinin söylediği hakikat de o derece doğrudur."