Eğer hayatta bir şey nasibinizdeyse, o şey vakti geldiğinde gelir sizi bulur;
nasibinizde değilse, yedi cihan bir araya gelse onu elde etmek mümkün olmaz.
Allah’ın verdiği bir nimeti Firavunlaşarak “Bunu ben kazandım, ben başardım” demek ne kadar sapkınlıksa;
“Ben ne kadar çalışsam da Allah bana zaten hiçbir zaman vermez, o hâlde çabam boşa” demek de o kadar yanlıştır.
Zira her iki anlayışta da insan,
ya ilâhî takdiri inkâr ederek kibirlenir,
ya da kaderi yanlış anlayarak tembelliğini meşrulaştırır.
Bu iki tutum, her ne kadar dünyada insanı hemen helâke sürüklemese de,
ahirette hesabı ağır bir sapmaya dönüşür.
Nitekim Kur’ân’da Karun’un diliyle aktarılan şu söz, bu hastalığın özünü gösterir:
“Bu servet bana ancak bende bulunan bir bilgi sayesinde verildi.”
(el-Kasas, 28/78)
Allah Teâlâ bu anlayışı kınamış ve nimeti kendinden bilmenin bir helâk sebebi olduğunu bildirmiştir.
Öte yandan, “Nasıl olsa Allah vermez” diyerek çalışmayı terk etmek de kader anlayışının tahrifidir. Çünkü Kur’ân açıkça şunu bildirir:
“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.”
(en-Necm, 53/39)
Ve yine:
“Allah, bir toplumu onlar kendilerindekini değiştirmedikçe değiştirmez.”
(er-Ra‘d, 13/11)