Türk'ün engin Bir deniz misali deli dalgalarla Balkanlar'a gelişi şimdi bir cezire dönüşüyor. Ağır ağır değil, hızlı bir şekilde balkanlardan, Rumeli'den çekiliyor muyuz? Ya bu engin deniz'in, bu tepelere, bu dağlara, bu ovalara saçtığı tuzağa ne olacak? Yağan yağmurlarla eriyip gidecek mi? Bizlerden balkanlarda bir iz kalmayacak mı? Gönlümüzde yer etmiş bu dağların zirvesinden öyle kolayca inecek miyiz? Bir çığın önünde sürüklenecek miyiz?
Bu geri dönüş bir denizin çekilmesi gibiydi. Deli dalgalar misâli ilerleyen, coşan deniz daha sonra durulmuş, sakinleşmiş bir halde çekiliyordu. Bu çekilişte Balkanlar'a bırakılan tuz her yerde, her kayada, her dağda, her derede, her köyde çökelip kalmıştı. Bu tuz Türk'ün Balkanlar'da kalan tortusuydu. Bu tortu, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, köprüler, çeşmeler, camiler, mescitler bu diyarda hep yer etmiş, mühürlenmişti.
Mevlam büyüktür. Mazlumun yanındadır. Peygamber efendimiz gibi muhacir olduk. Muhacirlik o zamandan, efendimizden kalmış bize. Ne yapacaksın mecbur katlanacagiz.
"Yetim idim, beni anam büyüttü,
Evimizde kara baykuşlar öttü.
Kulübemiz viran kaldı inledik,
Mezarcığın nerededir bilmedik.
Türkoğlu'nun ölüm okşar başını,
Akıtmadan babası için yaşını."
4 Ekim 1912 cuma günü ise Sultanahmet camii avlusunda büyük bir miting düzenlenmişti. İttihat ve Terakki partisinin ileri gelenleri ortak bir miting yapmak istediklerini Hürriyet ve itilaf partisi yöneticilerine iletmişler am ret cevabı almışlardı. Birbirini çekemeyen bu iki parti, milli konularda dahi bir araya gelme inceliğini ve özverisini ne yazık ki gösterememişti. Bunun üzerine aynı yerde iki parti tarafından iki ayrı miting yapılması kararlaştırılmıştı.