Her türlü düşünce kafasının içinde dolanıp duruyordu. Bu dünyada ne kadar uzun yaşarsan, hayat o kadar zorlaşıp karmakarışıklaşıyordu. İnsan yaşadıkça hayatın manasını o kadar çok anlıyordu. Ruhunun derinliklerinde bir yerde daha önce düşünülmemiş ya da üstünkörü düşünülmüş mevzular, neyin ne olduğunun anlaşılmasının gerekliliği, düşüncelerinde ortaya çıkıyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir kişinin mensup olduğu milleti sevmesi kadar doğal ne olabilir ki? Herkes ailesini sevdiği gibi soyunu sopunu da sever. Çünkü Kur'an'da buyrulduğu üzere her kavmine adetleri kendisine hoş gösterilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Göktürklerden Osmanlılara kadar tüm devletlerimizin yükünü omuzlarına almıştır. Yani onlarin ruhu Türkiye Cumhuriyetinde yenide şekil bulmaya başlamıştır.
Çünkü Osmanlılar yani Türkler, bir çimento görevi görüyordu. Karmaşık dini ve etnik yapıları bir arada tutan, çatıştırmayan, kavga ettirmeyen bir çimento...
İnsanlar kaderlerini, kader ise insanları arar... Ve hayat bu döngüde döner durur... Eğer kaderin her zaman amacına ulaşmaya çalıştığı çıkarımı doğruysa, bu sefer de öyle oldu. Satranctaki rok gibi her şey son derece basitti ve bu basitlikten dolayı da kaçınılmazdı...