Gece, Çakırkeyif gece kulübünde sahne almak için sahibi Çakır’la görüşür. Ama en baştan şartını koyar: Şarkısını söyleyecek, asla masalara gitmeyecektir. Çakır, onda o ışığı görür ve bu şartı kabul eder. Tam çıkarken Şafak’la göz göze gelirler… O an bir şey başlar aslında.
Şafak, Çakırkeyif’in işletmecisidir ama aynı zamanda Gece’yi korumakla görevlendirilir. Şafak Gece'nin alt katına taşınır ve orada Marika ile tanışır. Marika, Gece’yi ve Şafak’ı adeta kanatlarının altına alır. Peki Şafak ile Gece arasında neler yaşanacaktır? Koruma göreviyle başlayan şey, kalbe söz geçirebilir mi?
Diğer yanda yıl 1986… Hikmet ve Leyla’nın üç kızı vardır. Komşuları Mahur, oğlu Toprak’la birlikte onlarla adeta tek bir aile gibidir. Kendi yağlarında kavrulan, sade ama sıcak bir hayat sürerken her şey Ceylan’ın Tuncay Demirhanlı’ya âşık olmasıyla altüst olur.
Ceylan’a ne olmuştur? Hangi kırılma bütün dengeleri bozmuştur?
Yıllar sonra Çakırkeyif’te sahneye çıkan Gece’yi gören Tuncay ise adeta donup kalır. Onu sürekli görmek ister. Çakır bu durumu sonuna kadar kullanmaya niyetlidir. Ama Şafak’ın elini kolunu bağlar. Gece ise önüne çıkan bu fırsatı görmezden gelmeyecektir
Kitabı aslında çok önce okumuştum ama yorumu biraz gecikti. Yazarın kalemiyle bu kitap sayesinde tanıştım ve gerçekten çok beğendim. Her şey dozundaydı; ne eksik ne fazla. Okurken eski bir Türk filmi izliyormuşum gibi hissettim. O nostaljik hava, o mahalle sıcaklığı… Özellikle 1986 bölümlerinde eski mahalle kültürü o kadar güzel yansıtılmıştı ki sayfaların arasında kayboldum.
İki dönemi aynı anda okumak, geçmişle bugünün iç içe geçmesi hikâyeyi daha da sağlamlaştırmış. Geçmişte yaşananların sırayla ortaya çıkması, intikam, sırlar, aile bağları, dostluk, aşk ve hafif bir polisiye dokunuş… Merak duygusu bir an bile