Merhaba kuşlarım
Hemen incelemeye başlıyorum, yorum en sonda.
Derin Mavi ve Baran, okulda çıkardıkları dergiyi mezun olduktan sonra kimlerin devam ettireceği konusunda tartışırken büyük bir kavga edip çocuklutan gelen dostluk bağını koparırlar.
Tartışmadan sonra olay yerini terk eden Baran'dan bir daha haber alınamaz.
.
Buraya kadar genel konudan bahsettik. Şimdi ben olayların oluş sırasına göre inceleme yazacağım, bir ileri bir geri yapmayacağım. Direkt spoinin babası yani.
.
Bundan yirmi yıl önce Zeren, Beren, Yeliz, Elmas ve adını hala öğrenemediğimiz bir kişi daha arabayla geziyorlar. Genç oldukları için de kanları kaynıyor tabi Belgrad ormanına yasaklı girişten giriyorlar ve orada bisiklet süren Neva Yener'e arabayla çarpıyorlar. Sonra cesedi alıp arabaya koyuyorlar ve en yakın sulak araziye atıyorlar, kaçıyorlar.
Bu olaydan yıllar sonra Zeren, Deha Yener'e aşık oluyor, Deha da ona fakat Deha'nın ailesi Zeren'in küçük bir kızı olduğu için onlara izin vermiyor ve Deha, Hüma isimli bir kadınla evleniyor. Zeren ise hayatına kızı ile devam ediyor.
Beren'in oğlu Baran, Yeliz'in kızı Berfu, Elmas'ın oğlu Dünya Can ve Zeren'in kızı Derin Mavi küçüklükten beri arkadaş olarak büyüyorlar.
Yıllar sonra büyüyen bu arkadaşlardan Baran, annelerinin işlediği bu cinayeti bir şekilde öğreniyor ve annesini itiraf için ikna etmeye çalışıyor fakat yapamıyor. Daha sonra kriminal işlerde çalışan profesör Musa hoca'nın kliniğine gidiyor ve olayları anlatıp böyle bir cinayet olup olmadığını öğrenmeye çalışıyor.
Bu sırada avukatlık okuyan ve hayatını; ablasının katilini arayıp çocukluğunun berbat geçmesine sebep olan insanları bulmaya çalışan Aziz Ata ise Musa hocanın yanına sık sık uğrar.
Musa hoca Baran'ın anlattığı cinayet ile Aziz Ata'nın ablası Neva'nın ölümünün birbirine
“Güçlü kararlar nadiren iyi hissettirir. Asla geri alamayacağın bir şeyi yapmak zordur. Çoğu insan tereddüt eder. Ama sadece güçlü kararlar seni yüceltir.”
Kitapta yedi hikâye yer alıyor ve bu yedi hikâyenin ana fikri bana göre aile olmak, aile olabilmek ve aile sevgisi üzerine kuruluydu. Okurken bu hissiyatı yoğun bir şekilde aldım.
En çok sondaki Fesli Adam’ın hikâyesi içimde derin bir hüzün bıraktı. Mavi Zippolu Adam ise beni en fazla düşündüren hikâye oldu.
7 Hikâye 1 Fikirizm, kısa metinlerle uzun uzun düşündüren bir kitap oldu benim için. Her hikâye başka bir hayata açılan pencere gibi; kimi sert, kimi yorgun, kimi fazlasıyla tanıdık. Ortak noktaları ise hepsinin insanın içini dürtmesi.
Atakan Zehir, süslü cümlelerin arkasına saklanmadan, doğrudan ama çarpıcı bir anlatım kurmuş. Hikâyeler bittikten sonra asıl mesele başlıyor: okur olarak sen ne hissediyorsun, nerede duruyorsun? Çünkü bu kitap sadece anlatmıyor, tanıklık ettiriyor.
Bazı hikâyeler kısa olmasına rağmen etkisi uzun sürüyor; “burada benden bir parça var” dedirtiyor. Fikirizm kavramı ise kitabın sonunda değil, her hikâyenin arasında yavaş yavaş zihnine yerleşiyor.
Hızlı okunuyor ama kolay hazmedilmiyor. Bitirdiğimde elimde bir hikâye kitabından çok, farklı hayatların bıraktığı izler vardı. Sessiz ama güçlü bir okuma deneyimi oldu.Her bir hikâyenin kendi içinde bölümlere ayrılmış olması ise ayrıca çok hoşuma gitti.
Yazarın kalemi gerçekten çok güçlü; sade gibi görünen cümlelerin altına derin duygular ve anlamlar yerleştirmeyi başarıyor. Okuru yormadan, hatta fark ettirmeden içine çekiyor ve her hikâyede tanıdık bir his, geçmişten bir iz ya da içimizi sızlatan bir gerçek bırakıyor. Anlatımındaki samimiyet, karakterleri birer kurgu olmaktan çıkarıp hayatın içinden insanlar hâline getiriyor. Bu yüzden kitap bittiğinde hikâyeler geride kalmıyor; insanın zihninde ve kalbinde yaşamaya devam ediyor.