Liza’nın hikâyesi tam da böyle bir yerden açılıyor. Yaptığı itirafın ardından yaşadığı saldırı ve Poyraz’ın onu kurtarması sadece bir başlangıçmış gibi… Çünkü asıl hesaplaşma, yıllar boyunca bastırılan anıların geri dönmesiyle başlıyor.
Geçmiş, Liza’nın peşini bırakmıyor. Hatırlamadığını sandığı insanlar, yarım kalan bağlar ve bir anda zihninde yankılanmaya başlayan detaylar… Özellikle karşısına çıkan o dövmeli adam, unutulmuş sandığı kapıları aralıyor. Yağız’la paylaştıkları geçmişin sadece ona ait olmaması ama Liza’nın bunu hatırlayamaması, hikâyenin en huzursuz eden taraflarından biri. Bazı gerçekler hatırlanmadığında yok olmuyor, sadece daha sert geri dönüyor.
Bu sırada herkes kendi oyununu kuruyor gibi. Planlar, söylenen yarım doğrular ve geçmişten taşınan hesaplar Liza’nın dünyasını yavaş yavaş daraltıyor. Poyraz’ın geçmişin peşine düşmesiyle ortaya çıkan gerçekler ise kimsenin sandığı kadar masum olmadığını gösteriyor.
Bir yanda yeni başlayan tanışmalar ve hafifleyen anlar var, diğer yanda çözülmeyi bekleyen düğümler… Ama hikâye tam nefes aldıracak derken gelen bir mesaj her şeyi başka bir yöne sürüklüyor. O andan sonra kim av, kim avcı belli değil.
Seri kitapların en zor yanı sanırım bir önceki kitaptan spoiler veremeden anlatmamaktadır.
Elimden geldiğince spoi vermeme çalıştım.
Poyraz'ın okurken nesin sen ne adam aşk adam falan mı diye diye okudum böyle bir sevgi böyle bir adanmışlık görmedim
Ha bu kitap karakteri diyeceksiniz ama değil gerçek hayattan yazılan bir hikaye o yüzden böyle sevmek ve sevilmek var mı diyorsunuz?
Sadece kitap anlatımı bana biraz dağınık geldi gibi
Ve sıkıldığım tek yer bazı şeylerin biraz gereksiz uzatılmış olması.
Okurken böyle anneler var mı diyorsunuz öyle kötü kalpli ki.
Ve Özge hikayesi böyle bitmeliydi en çok ona üzüldüm
Evet