Wei, Açelya Hanedanlığı’nın cariye alacağını duyduğunda bunun yalnızca kendi hayatı için değil, yaşadığı yoksul köy için de bir umut olabileceğini düşünür. Köylüler, ona destek olabilmek için ellerindeki birkaç değerli eşyayı Wei’ye verir; çünkü saraya kabul edilmek için hanedana sunulacak hediyeler büyük önem taşımaktadır. Wei de bu fedakârlıkları yanında götürerek saraya adım atar ve kısa süre içinde cariye olabilmek için zorlu bir eğitime alınır.
Terren, Açelya Hanedanlığı’nın ikinci oğlu ve geleceğin imparatorudur. Daha çocuk yaşlardan itibaren şiirler yazarak büyü yapabilen sıra dışı bir yeteneğe sahiptir. Ancak ağabeyi Mao, büyü konusunda onun kadar güçlü değildir. Bu durum iki kardeş arasında sessiz ama derin bir rekabetin doğmasına neden olur.
Cariye seçimlerinin yapıldığı gün yüzlerce kadın saraya getirilir ve yalnızca bir kısmı seçilir. Seçilenler arasında Wei de vardır. Ancak sarayda kalabilmek ve bir gün imparatoriçe olabilmek için önünde aşması gereken uzun bir süreç vardır: tam 300 gün. Bu süre boyunca Wei, Açelya Hanedanlığı’nın görkemli ama bir o kadar da acımasız sarayında yaşamaya mecburdur.
Wei, sarayın entrikaları ve rakip cariyelerin arasında ayakta kalmaya çalışırken Terren’le de birçok zorlu olay yaşar. Fakat bu hanedanlıkta hayatta kalmanın ilk kuralı sessiz kalmayı bilmektir. Çünkü güçsüz görünen herkes kolayca yok edilmektedir.
Hanedanlığın en katı yasalarından biri ise kadınların okuma yazma öğrenmesinin kesinlikle yasak olmasıdır. Ancak Wei, kendisine yardım eden bir görevli sayesinde gizlice okuma yazma öğrenir. Zamanla şiirler yazmaya başlar ve Terren gibi büyü yapabilecek güce ulaşmayı ister. Çünkü sarayda yalnızca güzellik değil, bilgi ve güç de insanın kaderini belirlemektedir.
Şimdi sıradan bir pirinç çiftçisinin kızı olan Wei’nin