Leyla, bir arkadaşının aracılığıyla tanıştığı Hakan Hoca ile birlikte, eline geçen eski bir mektubun peşine düşerler. Mektup, 1900’lü yıllarda yaşamış başka bir Leyla’ya aittir. Hakan Hoca ile birlikte mektubun izini sürerken, genç kadının infaz edilerek öldürüldüğünü öğrenirler. Bu bilgiyle başlayan yolculuk, ikiliyi yıllar öncesine, bambaşka bir hayatın kapılarına götürür.
1900’lü yılların Leyla’sı, iyi eğitim almış, dönemin tanınmış ressamlarından Zonaro'dan dersler almış, saray hekimi Nihat Bey’in kızıdır. İstememesine rağmen annesinin ısrarıyla hekim Rıza ile evlendirilir. Günün birinde Rıza, ona saraya gidip Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe’ye resim dersleri vermesi gerektiğini söyler.
Leyla’nın hayatı, yıllar önce öldü sandığı kardeşi Fuat’ın aniden geri dönmesiyle tamamen değişir. Artık İttihat ve Terakki Cemiyeti için çalışan Fuat ve arkadaşı İsmet, Leyla’dan yardım ister. O andan itibaren Leyla, asla eskisi gibi olamayacaktır.
Peki Fuat neyin peşindedir? Ve Leyla, kardeşinin bu karanlık yolculuğunda nasıl bir rol oynayacaktır?
2000’li yıllarda yaşayan günümüz Leyla’sı da, tıpkı geçmişin Leyla’sı gibi istemediği bir evliliğin içinde sıkışıp kalmıştır. Bir çocuk annesi olan bu genç kadın, eline geçen mektupla sadece tarihle değil, kendi hayatıyla da yüzleşir. İki farklı zaman, iki farklı kadın... Ama kaderin yazdığı benzer bir hikâye...
Gerçek olaylarla harmanlanmış bu sürükleyici roman, dönem kitaplarını sevenler için titizlikle araştırılarak kaleme alınmış. Tarihin izlerini süren bir kurgu, kadınların sesi ve zamana meydan okuyan bir hikâye...
Bu roman, hem tarihin içinden hem bugünden seslenen; yasakların, fedakârlıkların, umutların ve kadın olmanın yüklediği bütün anlamların derinliklerinde dolaştıran güçlü bir hikâye..
Okurken fark ediyorsunuz ki,