"İnsanın bedeni nerede başlar, özü nerede biter?" dedi ihtiyar. "Onlar iç içedir, toprak ve ateş gibi. Toprak sakin, ateş hararetli. Toprak katı, ateş değişken. Elinde tuttuğun tahta ne kadar cansızsa, tahtadan yonttuğun kuş da o kadar canlı. Ölüye yaşam veren bir kudret bu. Sözü sesle bir etme sanatı. Tahtayı, ses ve söz ile işleyeceksin. Böylece bir kuşa ruh vereceksin. Toprak hiç yanar mı? Toprağın yanması bir değişim. Güzel, canlı bir söz söylendiği zaman duyan kalpler için değişim vardır. Kuru tahtanın can kazanması, sözü duyunca yumuşayan kalpleri anlatır. Özün toprak ama ateşin sebebi de sensin. Toprak olmaktan korkma. Toprak tamam olmaktır. İnsanın özü, topraktır." Elimi, yüzümü, dağılan her zerremi oturduğum yerden topladım. Kapıdan çıktım. İhtiyar seslendi. "Yeryüzünde ne kadar ses varsa..." dedi. "Kulağına topla. Yeryüzünde ne kadar kuş varsa yuvana topla."
İnsanlar ile bir arada olmaktan pek haz etmeyen, insanlardan kaçan...
Üzerinize afiyet, bendeniz hatırı sayılır miktarda merdümgiriz bir kimseyim. Fakat sakın yanlış anlaşılmasın rica ediyorum. Merdümgirizim dediysem; insan sevmem, demedim. Kalabalık sevmem dedim. Yazar kısmısı için biraz merdümgirizlik, az çok bir tenhalık iyidir demeye getirdim...
Demek buralara kadar geldiniz öyle mi? Âlâ! Yarım bırakmadınız, bir köşeye atıverip kitabınızı, tablete telefona hâlâ gömülmediniz demek? Âlâ! Desenize, okuduklarınız hoşunuza gitti! Öyleyse âlâ! Yani pek güzel, çok nefis hatta mükemmel ve fevkalade!