Yerini ayılmaya bırakan bir sarhoşluk mu demeli bu hafta yaşananlara? Başını kaldır ve sana bakmama izin ver, sevgilim; aç dudaklarını ki duyayım sesini. Konuş benimle! Hatırlayacak mısın beni bu fırtına gemimizi denizin dibine gömdüğünde? Duyacak mısın kanatlarımın fısıltısını gecenin sessizliğinde? Hissedecek misin ruhumu üstünde kanat çırptığında? Duyacak mısın iç çekişlerimi? Görecek misin gölgemi şafağın gölgeleriyle gelip gün batarken elini eteğini çektiğinde? Sevgilim, söyle bana, ne olacaksın gözlerime büyülü ışık, kulaklarıma tatlı şarkı, ruhuma kanat olduktan sonra? Ne olacaksın?
Etrafımızdaki şeylerin çehresi duygularımıza göre değişir, bir şeyleri büyülü ve güzel görmemizin sırrı da budur zira büyü de güzellik de kendi içimizdedir.
Kökleri, bedenin özünü emen ağaçların hışırtısı anlatmıyor mezarda olup biteni. Kalbimin kederli iç çekişleri aşkın, güzelliğin ve ölümün neden olduğu dramı haykırıyor sadece.
En başından beri biliyoruz ki insan, Nietzsche'nin gözünde tamamlanmamıştır, eksiktir; çünkü yaşamın içerisinde oluş hali vardır. Ne olacağı, yaşamın insana ne(yi) sunacağı tam olarak kestirilemez. En temelde insan boşlukta yaşayan varlıktır, ancak söz konusu olan bu boşluk, içinde doluluğu da barındırır.
İyi ve kötünün ötesine geçen, yaşamı evetleyen, bir başınalığıyla kalabilen, kendi kendine yeten ve herhangi bir duruma karşı şüpheyle yaklaşan özgür insan, yaşamda farklı pencerelerin var olduğunu bilir.