Masaya dayıyorum dirseklerimi, lamba, yeniden okumak aptallığında bulunduğum bu gazeteleri, hiç ilgimi çekmeyen bu kitapları ne çok aydınlatıyor lamba,
Yeraltı odamın çok yukarılarında evler kök salıyor, sis basıyor. Çamur kırmızı ya da kara. Canavar kent, uçsuz bucaksız gece!
Lağımlar daha alçakta. Yanlarda, yalnızca yoğunluğu yerkürenin. Mavi uçurumlar, ateş kuyuları belki. Belki de aylar, kuyrukluyıldızlar, denizler ve masallar bu düzlemlerde buluşuyorlar.
O hüzünlü saatlerde, yakut, maden yuvarlar tasarlarım. Ustasıyım ben suskunun. Ama niye bir hava deliği belirtisi solgunlaşsın tonozun bir köşesinde?
Masalsı bir operaya döndüm: bütün yaratıkların bir mutluluğun kurbanı olduklarını gördüm: eylem hayat değil, ama bir gücü savunma daha çok, bir sinirlilik. Beynin bir kusuru aktöre dedikleri de.
Ama kuşların ilgilenmediği bir bilgelik biçimi varsa o da Stoacılıktır. Spontanlığa demir attıklarından, kendilerine hâkim olmaya ve arzudan vazgeçmeye pek ihtiyaçları yoktur.