Ama kadınlara zihinlerindeki engelleri öyle erkenden, onları benliklerinin öyle derin bir yerinden sarsarak yerleştiriyorlar ki, kadınlar başka türlü bir hayatın mümkün olmadığına, olamayacağına gerçekten inanıyor ve bu tamamen sahte inanca göre yaşıyorlar. Zihinlerindeki hapishanede bütün kadınların mahkûm olduğuna inandıkları için kadınlar güçlerinin yettiği başka kadınlara böyle, gardiyan ya da yargıç gibi davranıyor.
Çeşit çeşit yemeklerle donatılmış bir sofraya oturduğumuzda, o sofrada bir kadını, kadınları kurban ettiğimizi, yediğimiz şeyin kadının hayatının kendisi olduğunu düşünüyorum.
Su ile savaşırsanız, su düşmanlaşır ve sizi içine çeker. Suyun üzerinde durmasını, hatta yüzmesini öğrenmek, ancak su ile dostlaşarak mümkün. Su, onu dost olarak gördüğümüzde bizi kaldırır, ilerlememize yardımcı olan hareketi sağlar.
Kadınlar, ayak numaraları ile, bedenleriyle, fikirleriyle, tercihleriyle uzayda ne kadar az yer kaplarlarsa bu o kadar makbul sayılmıştır. Erkekler kendilerine ait bir varoluş biçimi geliştirmeye, kendilerini savunmaya nispeten de olsa teşvik edilmiş, kadınlar ise büyümek isteyen her yerlerinden, daha o yer büyümeden, alayla, küçümsemeyle, cesaret kırıcı yaklaşımlarla, sindirme ve görmezden gelmelerle baltalanmışlardır.