Artık eskisi kadar şen değildi zavallı homerler. Cennete kabul edilmek için öyle çok uğraşıyorlardı ki, cennetin eskiden beri zaten onların adresi olduğunu unutmuşlardı.
Sohbetlerine asla dedikodu yapmayı gerektirecek meseleleri dâhil etmezlerdi çünkü dedikodu ister istemez yüreği hınç ve sahtekârlığa sürükler, bunun sebebi kötü şeyler yaptığına inandığımız insanlardan nefret etmemenin ve nefre-timizi sahte bir iyilik görüntüsü altında gizlemek zorunda kalacağımız kimselerin arasında yaşamanın imkânsız olmasıdır. Öyle olunca da dedikodu bizi gerek başkalarına, gerek kendimize karşı kötü duygular içinde olmaya zorlar. Onlar şu ya da bu kişiyi hususi olarak yargılamadan, tüm insanlara genel olarak iyi davranmaya bakarlardı ve buna güçleri yetmese de kalplerini daima dış dünyaya açılmaya hazır bir iyilikle dolduran sarsılmaz bir eğilimleri vardı. İnzivada, yabanilikten uzak yaşayarak diğer herkesten daha medeni olmuşlardı. Toplumun utanç verici tarihi onların sohbetle-rine malzeme temin edemiyorsa da tabiata dair meseleler yüreklerini mutluluk ve neşeyle dolduruyordu. Tanrı inayetinin onların eliyle şu kurak taşlık toprağa yayılıp berekete dönüşmesine ateşli bir hayranlık duyuyor ve bu kudretin yaşamı daima yeniden canlandıran zarafetinden saf ve sade bir haz alıyorlardı.