Artık eskisi kadar şen değildi zavallı homerler. Cennete kabul edilmek için öyle çok uğraşıyorlardı ki, cennetin eskiden beri zaten onların adresi olduğunu unutmuşlardı.
Sohbetlerine asla dedikodu yapmayı gerektirecek meseleleri dâhil etmezlerdi çünkü dedikodu ister istemez yüreği hınç ve sahtekârlığa sürükler, bunun sebebi kötü şeyler yaptığına inandığımız insanlardan nefret etmemenin ve nefre-timizi sahte bir iyilik görüntüsü altında gizlemek zorunda kalacağımız kimselerin arasında yaşamanın imkânsız olmasıdır. Öyle olunca da dedikodu bizi gerek başkalarına, gerek kendimize karşı kötü duygular içinde olmaya zorlar. Onlar şu ya da bu kişiyi hususi olarak yargılamadan, tüm insanlara genel olarak iyi davranmaya bakarlardı ve buna güçleri yetmese de kalplerini daima dış dünyaya açılmaya hazır bir iyilikle dolduran sarsılmaz bir eğilimleri vardı. İnzivada, yabanilikten uzak yaşayarak diğer herkesten daha medeni olmuşlardı. Toplumun utanç verici tarihi onların sohbetle-rine malzeme temin edemiyorsa da tabiata dair meseleler yüreklerini mutluluk ve neşeyle dolduruyordu. Tanrı inayetinin onların eliyle şu kurak taşlık toprağa yayılıp berekete dönüşmesine ateşli bir hayranlık duyuyor ve bu kudretin yaşamı daima yeniden canlandıran zarafetinden saf ve sade bir haz alıyorlardı.
Ama zamanla şunu anladım: Kadınlara karşı takındığımız tüm o medeni davranışların ardında aslında daha eskiye dayanan, daha derin ve daha "doğal" bir his var, annelerin cinsiyetine karşı huzur verici bir hürmet.
Aslında çevresindeki bütün evlilikler zamanla, kadının erkeğin sürgün vermiş bir dalına dönüştüğü birlikteliklerdi. Bir noktadan sonra dal, gövdeden kopmanın sonu olacağını biliyor ve bütün rüzgarlara dayanmaya çalışıyordu.
Hepimiz, içimizde bir kutu kibritle doğarız. Ama tek başımıza bunu yakamayız. Deneyde görüldüğü gibi oksijene ve mum alevine ihtiyacımız vardır. Örneğin, oksijen, sevdiğimiz insanın nefesinden gelebilir. Mum aleviyse güzel bir yemek, müzik, okşamalar ya da güzel sözlerdir. Bunlardan biri parlamaya neden olur ve içimizdeki kibritlerden birini yakar. Bir an yoğun bir heyecan hissederiz. İçimize çok hoş bir sıcaklık yayılır. Bu sıcaklık zamanla yavaş yavaş yok olur. Sonra yeni bir parlama olur ve içimizde bir kibrit daha yanar. Bu duyguyu yaşamak isteyen herkes, kendi içindeki patlayıcıları keşfetmek zorundadır. Bunlar yanarak ruhumuzun beslenmesine yardımcı olur. Yani başka türlü söylersek, uyanmak ruhumuza enerji verir. Bir kişi eğer kendi tutuşturucularını zaman içinde keşfedemezse, içindeki kibritler nemlenir, hiçbir şekilde yanmaz olur.