Her şey yıllarla nasıl da değişiyor!
Senin yaşındayken kış uykusuna yatan hayvanlar gibiydim, beni kimse rahatsız etmese, öğle yemeğine kadar bile uyurdum. Oysa şimdi, tan yeri ağarmadan uyanıyorum. Böylece de günler uzadıkça uzuyor, bitmek bilmiyor. Bütün bunda bir acımasızlık yok mu? Üstelik sabah saatleri çok daha korkunç, oyalanacak hiçbir şey yok, orada öylece oturuyorsun ve düşüncelerin geçmişe kayıp gidiyor.
Sana son zamanlarda ne diyordum anımsıyor musun? Akmayan gözyaşları kalpte birikirler, zamanla kabuk tutarlar ve kirecin çamaşır makinesini tıkaması gibi kalbi tıkayıp felç ederler.
Çocukluk ve yaşlılık birbirine benzer. Her iki durumda da, değişik nedenlerle, insan oldukça savunmasız olur; hâlâ ya da artık etkin yaşantının bir parçası değildir, bu da korunaksız, açık bir duyarlılıkla yaşamaya yol açar. Bedenimizin çevresinde görünmez bir zırh oluşması ergenlik döneminde başlar. Bu zırh bu dönemde oluşur ve ergin yaşam boyunca kalınlaşır. Gelişimi biraz da incininkine benzer, yara ne denli büyük ve derinse, çevresinde oluşan zırh da o kadar güçlü olur. Ama sonra zamanla, çok uzun süre giyilen bir giysi gibi en çok kullanılan yerlerinden yıpranır, dikişleri atar ve ani bir hareket sonucu yırtılır. Başlangıçta hiçbir şey fark etmezsin, zırhının hâlâ seni sıkıca sardığını sanırsın, ama bir gün birdenbire, aptalca bir şey karşısında bir çocuk gibi nedenini bilemeden ağlamaya başlarsın.