Yılın okuduğum ikinci kitabı ve şimdiye kadar okuduklarım arasında en beğendiğim eserlerden biri oldu Algernon’a Çiçekler.
Bu kitaba bir inceleme yazmasam eksik kalırdı. Platon’un mağara alegorisini biliyor musunuz? Bilmiyorsanız kısaca anlatmak isterim:
Mağaradaki insanlar zincirlenmiştir; özgür değillerdir. Gördükleri gölgeleri gerçek sanırlar. İçlerinden biri zincirlerinden kurtulup dışarı çıkar ve hakikati görür. Ancak geri döndüğünde, anlattıkları anlaşılmaz; hatta dışlanan, düşmanlaşılan kişi hâline gelir. Charlie’nin yaşadığı tam olarak budur.
Zekâ kazandıkça özgürleştiğini sanır ama aslında mağaradan çıkan adam gibi yalnızlaşır. Platon’un mağara alegorisi burada yalnızca bir benzetme değildir; kitabın felsefi omurgasını oluşturur. Mağaradan çıkan insan, hakikati gördüğü anda özgürleşmiş sayılır; ancak bu özgürlük aynı zamanda bir yük hâline gelir.
Burada Epikurosçu bir soru ortaya çıkar: Acıdan kaçınmak mı, hakikati bilmek mi? Charlie’nin “aptal olmak istemesi” bu anlamda bir geri dönüş arzusu değil, daha az acı çekme isteğidir. Çünkü bilmek, yalnızca gerçeği görmek değil, o gerçekle yaşamayı da üstlenmektir. Nietzsche’nin dediği gibi, İnsanı öldürmeyen şey her zaman güçlendirmez.Bilmek her zaman kurtuluş değildir.
Bazen cehalet, insanı hayatta tutan bir merhamet biçimidir. Charlie’nin “aptal olmak istemesi” bir gerileme arzusu değil, acıdan kaçma isteğidir.