Uzun bir aradan sonra incelemeye bu kitapla dönmesem olmazdı. Sanki bu kitaba inceleme yazmazsam kitaba haksızlık olacaktı. Belki biraz spoi olabilir.
Dorian saf, güzel, tertemiz birisiydi ama güzelliğin, gençliğinin bir gün son bulması onu korkuttu. Bana göre onun için önemli olan yalnızca güzellik ve zevkti. Bu, doğrudan hedonist bir yaşam anlayışıdır. Ama Epikuros’un ölçülü haz anlayışı gibi değildir. Dorian, haz uğruna yok etmeyi göze alan bir tür vahşi hedonisttir. Ayrıca kendini tüm ahlaki değerlerin üstünde görmesi, portredeki çürümeye rağmen dış güzelliğine tapmaya devam etmesi, narsistik kişilik özelliklerini de gösterir. Dorian narsist, hedonist, kibirli birisiydi. Bunu ilk başta göremiyoruz ama Basil Dorian'ın portresini yaptığında bu özelliklerini portrede yansıttı.
Lordy Henry ise tam bir Nietzsche'nin figürü gibi görünür ama aslında “yarım bir nihilisttir.”
Hayata dair her değeri sorgular: ahlakı, evliliği, aşkı, merhameti. Ama bunların yerine bir “üst değer” koymaz. Hep aynı noktadadır ileriye gidemez.
Basil, Oscar Wilde’ın deyimiyle “geçmişidir.” Yani daha idealist ve inançlı yanıdır. Sanatın gücüne, ahlakın önemine ve insanların ruhsal derinliğine inanır. Portreyi yaparken Dorian’a olan duygusal bağlılığı, onun gerçekleri görmesini engeller. Fakat portre değiştikçe o, Dorian’daki çürümenin farkına varan tek kişidir. Çünkü Modigliani'nin dediği gibi ruhunu görmeden gözlerini çözemeyen ressam, Basil ise ruhunu gördüğümden çizebildim diyen ressamdır.
Basil Platoncu bir figürdür. İdeallere inanır, ahlakın ve güzelliğin birleşebileceğini düşünür. Ama bu inanç onun ölümüne neden olur. Gerçeği gören, ama bu gerçekle yüzleşen tek kişidir ve bedelini öder.
Dorian Gray'in Portresi yalnızca bir roman değil, aynı zamanda insanın karanlık yönleriyle yüzleşme,