“Ölü, bütün ölüler gibi uzanmış yatıyordu; bütün cesetler gibi ağır, katılaşmış uzuvlarıyla ve yastığın üzerindeki, sonsuza kadar yana düşmüş olarak kalacak başıyla, tabutun içine uzanmıştı işte ve her ölü gibi onun da saçları çökmüş şakakları üzerine dağılmıştı;…
ama yüzü, ölmüş insanlarda hep olduğu üzere, yaşadığı günlerde olduğundan daha güzel ve bütün bunların ötesinde daha ağırbaşlı ve anlamlıydı.”
“…olayı duyan herkeste, her zaman olduğu gibi ‘Ölen o, ben değilim.’ türünden bir sevinç duygusu uyandırmıştı.
Her biri, içinden. “ Tamam, ne diyebilirim ki, o öldü, ama ben hayattayım.” diye geçirmiş ya da hissetmişti.”