Aslında alıcı ve edilgen olmanın, hangi okuldan olursa olsun,
iyi bir terapisti diğerlerinden ayıran ölçüt olduğunu söyleyebili-
riz. İyi bir terapist her bir kişiyi kendi içinde yeni bir şekilde ele
alır. İnsanları dizgiler, bölümlemeler, sınıflandırmalar, dar ta-
nımlamalar içine sokmaya çalışmaz. Yetersiz bir terapist edindi-
ği klinik deneyim yüzlerce yıllık bir birikime de dayansa, bun-
larda kariyerinin başında öğrendiği kuramların doğrulanmasın-
dan başka bir şey bulamayabilir. İşte bu şekilde bir terapist aynı
hataları kırk yıl boyunca yineleyip sonunda bunu "zengin klinik
deneyim" olarak adlandırabilir.
Benliğin nesnenin "içine akıp" gerçek anlamda ortadan kalktığı estetik deneyimde ya da sevgi deneyiminde de olanaklıdır bu tip bir algılayıştır.
...
Sık yaşanan doruk deneyimler üzerine yaptığım çalışmalarda uzay ve zamanın karakteristik bir şekilde kargaşaya uğraması söz konusuydu. Böyle anlarda kişinin öznel olarak uzay ve zamanın dışında olduğunu söylemek doğru olacaktır.
Dikkatin bir nesne üzerine bu yoğunlukta toplanmasıyla figür her şeyin yerini alır ve uzam kaybolur ya da çok az algılanır. Figür sanki bu zaman süresince her şeyden soyutlanmış, dünya unutulmuş, algılanan Varlığın bütünü olmuştur.
"Bilme"nin bilinçdışında egemenlik, üstünlük, denetim, hatta aşağılama olarak algılanması röntgencilerde de (scoptophili-
ac) görülür. Röntgenci, bakışlarını ırza geçmek için bir araç olarak kullanarak gözetlediği çıplak kadın üzerinde egemenlik kurduğunu h isseder. Bu anlamda pek çok erkek röntgencidir. Kadınları gözleriyle soyarak arsızca izlerler. İncil'de bilmenin cinsel anlamda "bilmek"le eşanlamlı olarak kullanılması da bu araştırmanın bir örneğidir.