Bir çocuk adım atar, bin mutluluk doğar.
Bir çocuk yetişir, dünya değişir.
Bir çocuk güler, bir toplum yenilenir, tazelenir.
Herşey bir çocuğun ayağa kalkmasıyla, aydınlıklara ve güzelliklere koşmasıyla başlar.
Burada aile ve topluma düşen yegâne vazife ise çocuğun koşma heyecanını köreltmemek, kırmamak, incitmemektir. Hatta mümkünse o heyecanı hep diri tutmaktır.
ÇANAKKALE’DE MEHMETÇİĞİN ASALETİ
Çanakkale’de savaşan askerlerimizi Mecîdiye Bataryası Kumandanı Yüzbaşı Mehmed Hilmi şöyle anlatıyor:
“Bir deniz harbinin arefesinde olduğumuzu hissetmiştik. Bütün erlerde savaş için büyük bir istek vardı. Bu hâli sürdürmek lâzımdı. Bölükte namaz kılmayan hiç kimse yoktu. Telkinlerim netice vermiş, askerin dînî hisleri olgunlaşmıştı. Maneviyatlarının sarsılmaz bir hâle gelmesi için elimizden geleni yapıyorduk. Bunu sağlamak için şu talimatları verdik: Bugünden itibaren dâima abdestli bulunulacak ve harbe abdestli başlanacak. Topların birinci doldurma işi, erler tarafından Ezân-ı Muhammedî okunarak yapılacak. Yeni gelen erlerin maneviyatını yükseltmek için yüksek sesle tekbir getirilecek; ayrıca Kur’ân-ı Kerîm okunacaktır. Ateş esnasında bütün batarya, sesli olarak tekbirlere iştirâk edecektir.”
Bu ruh hâli ile savaşan ve şehit düşen askerlerimizin asaleti şu notlarda da görülmektedir:
Düşman askerlerinin zafiyetinde mehmetçiğin asâletini bir İngiliz eri Joe Murray şöyle anlatıyor: “Kasım 1915, çok yağmurlu geçti. Bir gün Zığındere’deki siperlerimizi sel bastı. Siperlerimiz su ile doldu. Silahlarımız su altında kalmıştı. Hasta olan arkadaşlarımız selde boğuldu. Kurtulabilenler, derenin iki yakasına çıkmışlardı. Hepimiz açıktaydık ve Türklerin hedefiydik. Türkler istedikleri gibi yanımıza gelebilir veya bize ateş edip imha edebilirlerdi. Türkler, ikisini de yapmadılar. Uğradığımız felaketi atlatmamızı beklediler.”
Düşmanına bile zor vaziyetinde merhamet gösteren Mehmetçiğin bu iyiliğine karşılık, düşmanın vicdanî hissiyattan uzak olan davranışını bir İngiliz üsteğmen T. Watson şöyle anlatıyor: “Aralık ayı çok soğuk geçiyordu. 2 Aralık 1915 günü Osmanlı askerleri bu soğuğa dayanamaz oldular. Zığındere’deki siperlerinden çıkıp