Ey doğa, tanrıçam sensin benim:
Ben senin yasalarının kulu kölesiyim.
Bir kardeşten on,on beş ay sonra doğdum diye
Niçin göz yumayım o baş belası göreneklerin bana kıymasına?
Niçin izin vereyim beni mirastan yoksun bırakan
İnsanların o eleştirel bakışlarına?
Piçmişim, sefilin, alçağın biriymiş, ne hakla?
Ben de namuslu bir kadının evladı kadar
Boylu boslu, soylu ve düzgün değil miyim?
Niçin piçlik damgası vuruluyor bize?
Niçin alçaklık, niçin piçlik, niçin yasadışılık öyleyse?
Evliliğin bayat, soğuk ve bıkkınlık veren döşeğinde,
Uyku ile uyanıklık arasında peydahlanan o ahmaklar sürüsünden,
Bizler kafaca ve bedenen daha dinç, daha özlü, daha ateşli nitelikler
Yoğrulmadık mı doğanın o gizli şehvet anlarında?
Meşru kardeşim Edgar: Benim olacak toprakların!
Babamız, piç oğlu Edmund’u da seviyor
Meşru oğlu Edgar’ı sevdiği kadar.
“Meşru oğlu”
-esaslı laf!
Hele şu mektup istediğim etkiyi yapsın,
Hele yalanım başarıya ulaşsın,
O zaman görürüz, nasıl alt edermiş piç Edmund,
meşru Edgar’ı
Büyüyorum artık, açılıyor yolum.
Hadi tanrılar, piçleri koruyun?