Hamza Algül

Hamza Algül
@Hamza_Algul
رب اني لما انزلت الي من خير فقير اي ربيم بان انديراجگین هر خیره محتاجیم بني مدرسلي قيلان الله صونصوز تشكورلر
İmam Evzâî (rahimehullâh) şöyle demiştir: “Bir adama dedim ki: ‘Beni; gıybet etmeyen, haset etmeyen ve kin beslemeyen insanların komşuluğunda bir eve yerleştir.’ Adam beni alıp mezarlığa götürdü ve dedi ki: ‘İşte onları burada bulursun.’”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ÖFKE HÂLİNDE VERİLEN KARARLAR Allâh Resûlü (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor: “Hiçbir hâkim, öfkeli iken iki kişi arasında hüküm vermesin.” (Buhârî) Böyle bir durumda davayı ertelemeli veya ara verip daha sonra devam etmelidir. Hadiste geçen “hâkim”den maksat; iki kişi arasında hüküm veren herkestir. Dolayısıyla bir öğretmen, usta ve baba da bu hükme tâbidir. O hâlde çocukların, himaye veya eğitim altındaki kişilerin ve zayıf insanların suç işlemesi durumunda; onların sorumluluğunu taşıyan kimselerin öfkeli iken ceza vermemesi gerekir. Aksi takdirde zulmetme ihtimalleri artar ve bundan mesul olurlar. Öfke geçtikten sonra düşünüp sağlıklı karar vermelidirler. Vereceğimiz kararların, Allâh ve Resûlü tarafından hesaba çekileceği unutulmamalıdır. Suçluyu cezalandırma durumunda da ihtiyatlı davranmak gerekir. Öfkeliyken boşama, içi mermi dolu bir silaha benzer. Nasıl ki şaka yollu veya öfke hâlinde silahın tetiği çekildiğinde silahtan ateş çıkıyorsa; aynı şekilde öfke hâlinde yapılan boşama da geçerli olur. Bundan dolayı her iki silahı da kontrollü kullanmak gerekir. Öfkeliyken ceza vermekten uzak durmak gerektiğini daha önce belirtmiştik. Özellikle anne ve babaların bu hususta çok dikkatli olması gerekir. Ayrıca şunu da açıkça ifade etmek gerekir ki; bazı öğretmenler, öğrencileri sorgusuz sualsiz dövme hakkına sahip olduklarını düşünmektedirler. Öğrenciler küçük olduğu için bir şey diyememekte, anne babaları ise tedip amacıyla söylenen: “Eti senin, kemiği benim.” sözünü dile getirmektedirler. Hâlbuki bu, kabul edilebilecek bir durum değildir. Çünkü davacısı olmayan hakların davası, kıyamet günü Allâh ve Resûlü tarafından açılacaktır. Bir hâkim, zimmî bir kâfire bile haksızlık yapmış olsa, onun hakkı kıyamet günü mutlaka alınacaktır.
Son zamanlarda feminist kadınların meşhur bir sorusu var: “Senin karın mıyım, hizmetçin mi?” Peki ya erkeklerin çoğu zaman hiç sormadığı şeyler? “Ben senin kocan mıyım, koruman mı?” “Ben senin kocan mıyım, bankamatiğin mi?” “Ben senin kocan mıyım, şoförün mü?” “Ben senin kocan mıyım, tamircin mi?” Bir tarafın emeği “kölelik” olarak görülürken, diğer tarafın fedakârlığı neden sadece “görev” kabul ediliyor? Sessiz yapılan fedakârlık çoğu zaman görünmez olur.
Gazabın Tarifi Gazap; şiddetli kuvvet ve intikam duygusudur. “Falan kişi, falan kişiye gazaplandı.” dediğimiz zaman anlaşılması gereken; çekişme ve fikirlerin çatışmasıdır. İmâm-ı Gazâlî Hazretleri gazap hakkında: “Vücuttaki kanın, intikam duygusuyla deveran etmesidir.” buyurmuştur. Gazap; Allah ve din için olursa güzeldir. Ancak hak dışında, dünyalık menfaatler veya şahsî çıkarlar için olursa bu gazap çirkindir ve zemmedilmiştir. Gazap sebebiyle insan, güzel ahlâkından uzaklaşır; lisanıyla söverek, bedeniyle saldırarak gazabını açığa çıkarır. İslâm dini; rahmet, merhamet ve yumuşaklık dinidir. Yumuşak olmak ve mahlûkata yumuşaklıkla muamele etmek, daima insana fayda sağlar. Allahü Teâlâ Halîm’dir (yumuşaktır) ve halîm olanı sever. Allahü Teâlâ, Hadîs-i Kudsî’de: “Rahmetim gazabımı geçti.” buyurmuştur. (Müslim) Sevgili Peygamberimiz (aleyhisselâm) daima ashâbına yumuşak olmayı tavsiye etmiştir. Bir adam, Peygamber Efendimiz’e (aleyhisselâm) gelerek: “Bana vasiyette bulun yâ Rasûlallah!” dediğinde; “Sinirlenme, gazaplanma!” buyurmuştur.