Felicity

Felicity
@Hananila
Güzel bir kitap
8/10
·424 syf.··
2026 7. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ocak 2026 00:00
İlk kez popüler olduğu için (yani çok sevildiği ve dakika başı karşıma çıktığı için) bir kitap aldım. Bazı insanlar sevmemiş, beklentisini karşılamadığından veya çevirisinden vs. Bazıları da çok sevmiş. Bazısı sevmiş ama o kadar abartılacak bir şey yok falan demiş. Ben ne düşünüyorum onu söyleyeyim. Öncelikle, ben kitabı çok sevdim. Hem kurgusu hem karakterleri hem de olaylar çok güzeldi. Şahsen çevirisinde bir problem görmedim. İyiydi bence. Abartılma konusunda ise, ben o meselelere karışmıyorum. İster abartın ister abartmayın çok bir şey değişmez. Kimine göre güzel olan ötekine kötüdür. Popüler olan her kitaba 'çok abartılmış' diyen birileri çıkıyor zaten. Önemli bir mesele değil. Her neyse. Karakter yorumlarına geçecek olursak, Blue, bence çok güzel, iyi bir karakter. Gerçekten aklı başında olduğu yerler çoktu. Yani, saçma sapan gereksiz gıcıklıklar terslemeler falan yapmıyordu. Bu benim için önemli bir şey. Böyle kız karakter bulmak zor. Gansay, tam lider olacak bir tip. Ama soğuk kanlı, kolay yıkılmayan, ultra kibirli liderlerden değil. Daha çok hani grubun annesi veya grubun babası dediğimiz türden. Grupta ki herkese çok güzel sahip çıkıyor. İlgileniyor. Yardıma ihtiyaçları olduğunda hemen koşuyor. Bence onun kıymetini çokta bilmiyorlar. Başına bir şey gelsin istemiyorum. şu kafaya taktığı konu var ya, (Kral bilmem ne. Adını unuttum.) onu anlatmayı çok seviyor. gerçekten, o anlatsın ben beş saatte olsa bile dinlerdim. Seviyorum onu. Adam, çok tatlı bir karakter bence. Çok beyefendi. Nazik,iyi huylu. Çok sevdim onu. Tek sorun şu ki, Gansay yardım teklif ettiğin de tartışma çıkarması ve yardımı reddetmesi. Yani, kardeşim, yalan yok, yardıma ihtiyacın var. Bunu neden inkar ediyorsun ki? Bu kibir. Bu kadar gururlu olma. Baban pisliğin teki. Baban yerine Gansay ile
Kuzgun OğlanlarıMaggie Stiefvater · Juno Kitap · 2025231 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
öyle işte...
8/10
·704 syf.··
2025 39. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 00:00
Selam. Yaklaşık 4 gündür kendime gelmeye çalışıyordum. Biraz ağır geldi. Ağladım mı ağladım. Ve ben kitaplara falan çok kolay ağlayan birisi değilim. O kadar ki okuma kaydına eklediğim kitaplar ve eklemediğim onlarca kitap arasından ağladığım ikinci kitaptı. O kadar kötü hissettim ki 'gölgede bir buluşma' kitabının incelemesini sildim. Her neyse, yoruma geçelim. (birinci ve ikinci kitap için spoiler vardır.) İkinci kitap çok ucu açık bitti. Ne olacağını merak ederek üçüncüyü aldım. Keşke diyorum iki de bıraksaydım. Öncelikle, Rhy, bu kitapta o kadar da ön planda değildi. Hastra bence çok tatlı bir karakterdi. Kell, diğer kitaplar da şımarık ve kibir topu küstah bir prens Antari değildi. Ama bu kitapta bazı yerlerde çok burnu havada davrandı. Belki de Holland'a karşı öyleydi. Kell, Holland yanındayken küstahlaşıyor. Lila'da Kell yanındayken aptallaşıyor. Kibirleniyor. Gıcıklaşıyor. Falan da falan işte. Hani küçük çocuklar veya liseli gençler arkadaşları veya kuzenleri gelince şımarıklık yapıyor ya Ailelerine. Sanırım Holland Kell'i, Kell'de Lila'yı şımartıyor. (Biraz alakasız oldu.) Holland'dan bahsetmişken......(İç çekiş) Beni bayağı güzel patakladı. Fena dövüldüm. Onunla ilgili yoruma girersem çıkamayacağım ama yine de girelim. İlk başta Osa pisliği (adını tam yazamayacak kadar nefret ediyorum) onun bedenini ele geçirdikten sonra Holland'ın onu durdurmak için kalan iradesiyle verdiği mücadele beni duygulandırdı. Osa onun bedeninden ayrıldıktan sonra bilincini kaybetti. Saraydaydı ne yazık ki, muhafızlar onu zindana götürdü. İlk bayıldığında, ciddi ciddi karakterlerle konuştum. "Lütfen Onun bedenine iyi bakın." Dememe rağmen canım çocuğuma hiç nazik davranmadılar. Kell, onun durumunu anlatırken parmaklarının falan kırıldığını söyledi. Ve ben, mahvoldum. Lila pisliği
Işığın BüyüsüVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Pegasus Yayınları · 202478 okunma
Kell. Rhy. Holland. Beloc. canlarım benim
8/10
·400 syf.··
2025 37. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2025 00:00
Bu kitapta sevdiğim dört karakter oldu. Kell, Rhy, Holland, Beloc. Kitabın başında, Bunlar ölmesin. Mutlu bir sona ulaşsın. Geri kalan herkes ölebilir. Hiç sorun değil. Demiştim. Neyse Kısaca konudan bahsedeceğim: Dört Londra var. Beyaz Londra (Holland'ın yaşadığı yer) Kırmızı Londra(Kell'in yaşadığı yer) Gri Londra (düşüncesiz aptalın yaşadığı yer) bir de Siyah Londra var. Ama Siyah Londra bilmem kaç yıl önce yıkıma sürüklenmiş ve kapatılmış gibi bir şey. Kell (ana karakter) bir Antari. Dünyalar arasında, daha doğrusu Londra'lar arasında geçiş yapabiliyor. Birde benim çok hoşuma giden özel bir paltosu var. Kell küçükken saraya getirilmiş ve kraliyet ailesinin bir 'üyesi' olarak görülüyor. En azından halk ve prens tarafından. Kell ile kan bağı olmasa da prens Rhy, Kell'i kardeşi olarak görüyor ve onu çok seviyor. Kell de aynı şekilde. Amanın kardeş dinamiklerine bayılırım... Her neyse. Bir de aşırı gıcık kaptığım karakter Lila var. Kell bir hata yapıyor ve siyah Londra'dan bir taş eline geçiyor. (nasıl bir hata anlamadım ben. Kendi söylüyor hata ettim diye. Yoksa fark etmezdim. *Yine etmedim*) Çok tehlikeli bir taş. Ve bu taşı bir şekilde yok etmesi, geri götürmesi gerekiyor. Lila aptalıyla da yolları bu şekilde kesişiyor. Öncelikle, Kell çok harika bir karakter. Çok becerikli. Seviyorum onu. Rhy ise, O da harika bir karakter. Cidden, Rhy'da ki her şey (önüne gelenle flörtleşmesi hariç.) harika. Holland....Gözüm yaşlı. Ona kızamıyorum. Yani beni üzecek şeyler yapıyor olmasına rağmen, sinir edecek şeyler yapıyor olmasına rağmen Kızamıyorum :'( (küfür yok) pisliği Dane ikizleri tarafından kontrol ediliyor ya sonuçta. Bir de Beloc var. Aslında hikaye ile neredeyse zerre alakası yok. Ama o daha küçük. Çocuklar benim için kırmızı çizgi. 16 yaşında, daha küçücük bir çocuk ve
Sihrin En Koyu TonuVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Pegasus Yayınları · 2019368 okunma
3/10
·344 syf.··
2025 36. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2025 00:00
Evet, şimdi bu kitaptan bahsedeceğim. Çok saçma yerleri vardı. Neden saçma onu da söyleyeceğim. Kitabın konusu: Olivia (ana karakter), Marilance isimli bir yetimhane de yaşıyor. Bebekken bu yetimhanenin kapısına bırakılmış. Yani neredeyse doğduğundan beri burada. Elinde ise sadece annesinin deli olduğunu gösteren günlüğü var. Günlüğünün sonunda "Olivia, şunu unutma...Gölgeler sana dokunamaz, gerçek değil. Rüyalar, seni asla incitemez. Gallant'tan uzak durduğun müddetçe güvende olacaksın." Yazıyor. Bir gün yetimhaneye bir mektup geliyor. Mektupta amcası Olivia'yı çağırıyor. Sen bize aitsin, burada isteniyorsun. Gallant'a gel gibi bir şeyler diyor. Olivia'da gidiyor. Zaten bence başka seçeneği yoktu. Evde Matthew isimli bir kuzeni var. Kendisinin son Perior olduğu söylenmiş. Olivia'yı görünce öfkeleniyor. Onu evde istemiyor. Benim düşüncem: evdeki herkes salak. Gerçi malikane. Malikanede ki herkes ve burada daha önce yaşamış olan herkes tam bir aptal. Yani biriniz de mi demediniz "bu çocuklar niye burada? Thomas ve Matthew neden burada? Biz savaşalım onları malikaneden gönderelim. Buraya daha çocuk getirmeyelim." Diye. Olivia gidebiliyorsa onları da gönderebilirlerdi. Arthur, yani Matthew'in babası ayrı bir salak. Hannah ve Edgar Perior olmamasına rağmen bayağı bir salak. Olivia annesinin deli olmadığını düşündü sonradan. Ama Annesi deli. Malikanede ki herkes deli. Yani gelip bana "şu duvarı korumak için, o canavarı uzak tutmak için beyinlerimizi heba ettik. Onu geride tutmak için beynimizden vargeçtik." Deseler hiç şaşırmam. Madem bu kadar tehlikeli neden ilk fark ettiğiniz de, bu malikaneye ilk geldiğinizde "böyle bir şey varsa biz evlenmeyelim. Çocuk hiç yapmayalım. Bu kaosa daha çok insanı dahil etmeyelim." Demediniz mi? Matthew Olivia'yı İstemiyor çünkü bu işe
GallantVictoria Schwab (V.E. Schwab) · Artemis Yayınları · 2025388 okunma
Uyarayım, Spoiler var. Dikkat edin
5/10
·400 syf.··
2025 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2025 00:00
Doğrusu ilk kitapta çok olmasa da Adelina'yı sevmiştim. Ama bu kitapta Nefret ettim. Öyle böyle değil. berbat biri oldu çıktı. Sürekli 'bana ihanet ettiler de ihanet ettiler' diye zırlayıp durdu. Spoiler vereceğim: Kendisi Enzo'yu öldürmesine rağmen Raffaele onu sadece cemiyetten çıkardı. Gayet nazik ve kibar bir şekilde çıkardı. Enzo, Raffaele için çok önemli biri olmasına rağmen onu öldüren kişiyi bir anda kapı dışarı bile etmedi. Bu gece burada kal yarın gidersin falan dedi. Buna rağmen (no küfür) Adelina 'Raffaele ve cemiyeti bana ihanet etti. Şöyle böyle' diye mıymıylanarak Raffaele'e etmediğini bırakmadı. Sonra bir de utanmadan Enzo'nun geri geleceğini öğrendiğin de "onlar prensimi (aynen prensin. Daha beş dakika önce Afsuni ile....) kendi amaçları için kullanacaklar. Aman ben onu kurtarmalıyım. Olmez böle şey olmezz." Diyerek Enzo'nun Raffaele'e bağlanmasını engelleyerek onun yerine geçti. Ve sonuç ne oldu? Adelina, Enzo'yu kendi amaçları için kullanarak kollarını yaktı (Enzo'yu geri getirme olayı çok saçma bence. Ölen ölmüştür. Kalan kalmıştır. Yapabileceğimiz bir şey yok) yalnız o son sahnede, Raffaele'in 'yapma' diyerek Enzo'yu durdurduğu ve Adelina'ya "istediğin şey adaletse...adaleti bu şekilde bulamayacaksın." Gibi bir şey söylediği, sonrada Enzo'yu ve diğer hançer cemiyetini alıp gittiği sahne.... Her neyse. hançer cemiyeti demişken Adelina'nın Gemma'ya yaptığı birde diyor ki "ah ben cemiyetteyken Gemma Ban hep iyi davranmıştı. Belki onunla konuşabilirim" diyerek savaşın ortasında, yani Adelina'nın kurduğu cemiyetin (kaç kere cemiyet dedim acaba ) üyeleri ile hançer cemiyeti üyeleri savaşırken, birbirine girerken mal gibi Gemma'nın yanına yaklaşıyor ve konuşmaya çalışıyor. Gemma ona ok atınca da "nasıl yaparsın? Bu bir ihanettir!" Diyerek Gemma'ya
Gül CemiyetiMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20172,581 okunma