Edebiyata aşık bir hukukçuyum. YouTube da blog yazılarımı seslendirdiğim bir sayfam var. Mandala Eğitmenliği de yapıyorum. Yazı-yorum derginin sinema sayfası için film inceleme yazıları hazırlıyorum. Yayınlanmış kitaplarım var.
Hepimizin hayatını düz bir çizgi üzerinde ilerlediğini, inişlerini ve çıkışlarını ile yaşadıklarını biliriz. Önümüze çıkan indirimden kaçmasının peşinde “ah”lanır hep bir keşkeler yumağı içinde yuvarlanınca kaçtıklarımızın yanından yeniden geçmeyi fark etmeyiz. Oysa hayat döngüseldir. Hatta iç içe geçmiş gibi evren, galaksiler, gezegenler, uydular, mevsimler, gece ve gündüz de hep bu çevrimsellik üzerine kurulmuş matematik işler. Belki de bu sistemin insan ruhunu besleyen bir yan da vardır. Devranın ölümü umudunu içten içe taşımasa hangi insan yaşamı devam edebilir ki?
Bizler kendi çemberimizde yuvarlanıp giderken gün geliyor kesiştiğimiz hayatların yanında devrana girerek seyran eyliyoruz yaşamı. Ve durma yerlerinde bulunca saplandığımız kendilerimizden uzaklaşıyor, çemberimize yukarıdan bakabiliyoruz. İşte o zaman daha net bir şekilde kaybettiklerimiz kadar kazançlarımızın da tekrar tekrar önümüze geldiğini görüyoruz. Günlerin insanlar arasında dolaştığını söyleyen kutsal öğretileri idrak aşamasına geliyoruz. Ama bunları fark etmek ve doğru anlamlandırmak kolay değil.
“Her istediğin hemen o vakit olmaz, kalben vazgeçtiğin sana döner.” cümlesini telaffuz etmesi için insanın feleğin çemberinden geçmesi gerekiyor. “Olduğu kadar,kader olmadan!” söylemiyle hareket edecek kadar saklaması da lazım. İşte o vakit seçimlerimizi tekrar gözden geçiriyoruz. İnsanız, değişiyoruz, dönerken çemberimizde başka biri oluyoruz. Yirmilerde yapılan seçimlerle otuzlarda yapılan tercihler hele de kırklardan sonra iyice netleşen insanlara radikal kararlar aldırabiliyor. Bunu yapacak cesareti olmayanlara ise bir krizle sıkıştığı çemberden çıkma şansı veriliyor.
Bazen insan bunu bile göremeyecek kadar körleştiği eski yaşama ısrarla tutunuyor. Rüzgâr fırtınaya dönüşüyor, elleri tutunduğu