Karadeniz dingindi. Hiç ses yoktu etrafta. İçimde kopan fırtınalara inat, yosun kokusuna bulanmış bir huzur vardı sanki havada. O sırada tokuşan yalnızca bardaklarımız gibi görünse de, kafamdaki düşünceler de birbiriyle tokuşuyordu. Ama işitilen yalnızca kendine mahsus sesiyle birbirine çarpan iki çay bardağının sesiydi. Zira ben susmuştum, lâl olmuştu dilim.
Kulübeye doğru yürüdüğümüzde mangalda dumanı üzerinde levrekler, üzerine gazete yayılmış masadaki tabaklarda dilimlenmiş salatalık, domates, yeşilbiberler, maydanoz, doldurulmayı bekleyen bardaklar, rakı şişesiyle birlikte bizi bekliyordu. Laz Osman abiye göre balıklar rakısız mundar olurmuş. E üzerine de paketinde açılmayı bekleyen fıstıklı tahin helvası…