Psikiyatrist Dr. Gülseren Budayıcıoğlu'nun,üç hastasına(Fadi-Fatoş,Kenan Baran ve Handan) verdiği seanslardan oluşan gerçek bir hayat hikayesini kaleme aldığı bir terapi kitabı. Kişisel gelişim saçmalığından uzak muhteşem bir roman.Gerçek bir hikaye olması da içinden çıkarılacak derslerin ve dertlerin bir o kadar sağlam ve gerçek olmasını kolaylaştırıyor.Kenan Baran'ın,kendisini ibret olarak gösterilmesi için yazılmasını istediği,Gülseren Budayıcıoğlu'na olan maddi manevi borçlarına karşılık yazılmasını istediği bir kitap.
Klasik bir psikolog ritüeli vardır,bilirsiniz. Deri koltuğa yatırmak ve çocukluğa inmek.Ne var bu çocuklukta? Biz erkekler bazen bize daha samimi ve ılık ılık yaklaşan hemcinslerimize "hayırdır olum, küçükken topun inşaata mı kaçtı sen ne ayaksın" deriz. Yani çocukken bir tacize uğradın da cinsel tercihin mi değişti o bende yok demeye getiririz.Kısmen büyük travmaların hayata ilk adım attığımız dönemlerde gerçekleşmesi normal.Bu bir terk ediliş olabilir,şiddet olabilir,taciz olabilir ya da korkular olabilir. Ama hepsini çocukluğa inerek bulma çabaları yanlış.Muhteşem bir çocukluk yaşayıp askerde çok sevdiği nişanlısı tarafından terk edilen biri bir daha sevmeye tövbe edip dağıttığı zaman onun çocukluğunda ne bulucaz? Ya da 99 Marmara depremini 30 yaşında yaşayıp şuan en büyük korkusu deprem olan bir travmatiğin çocukluğunda ne bulucaz? Aslında bu travmaların hepsi yaşa döneme bakmaksızın hayatın her anında oluşabilecek travmalar. Kitaptaki kahramanların olaylarının hep çocuklukta yaşadığı travmalardan kaynaklanması "aaaa bu çocukluk dönemi çok önemli bütün kaderi ve hayatı etkiliyor" düşüncesini tamamen getirmedi aklıma.Tamam o da olabilir ama yaşadığımız sürece çalışan bir bilgisayar gibi her türlü virüsü kapmaya hazırız. Fiziksel olarak bir virüs